YGA Mülakatı Nasıl Geçer? Bir Gönüllünün Gözünden

Yazı Başlıkları YGA Mülakatı Nasıl Geçer? Bir Gönüllünün Gözünden  Merhabalar, ben Aleyna. Boğaziçi’nde İktisat 2. sınıf öğrencisiyim ve bir yıldır da YGA’da gönüllülük yapıyorum. YGA yolculuğumun gerçekten başladığını hissettiğim an, fiziksel tanışma toplantısıydı. YGA yolculuğumun gerçekten başladığını hissettiğim an, YGA mülakatı yani fiziksel tanışma toplantısıydı. O günü, geçen yıl gönüllülük yapmaya başlayan birinden dinleyeceksiniz.    Tek Bir Doğru Cevap Yok  Mülakatın yapıldığı yere gittiğimde kalabalık gruplar oturuyordu. Aklımda dönen sorulardan birkaçı şunlardı: Beni neye göre değerlendiriyorlar, ne cevap vermemi bekliyorlar? Ama girdiğim an, sorulan sorulardan şunu anladım: Tek bir doğru cevap yok. Asıl istenen şey, kendiniz hakkında ne kadar derinleşebildiğinizi görmek.  Sorular jenerik cevap vermenize izin vermiyor. Daha önce hiç düşünmediğiniz şeyleri düşündürüyor. Örneğin aklımda kalan sorulardan biri şuydu: “Sizce insanlık tarihinin yüzde kaçında savaşlar olmuştur?” Cevabı merak edenler için: yaklaşık yüzde 92! Normalde üzerine çok durmadan geçtiğim bir şeydi, ama bu istatistikle birlikte savaşların ne kadar uzun soluklu ve yıkıcı olduğunu çok daha derinden düşünmeye başladım.      Mülakatta Ne Aranıyor?    Kendine Bakabilme Cesareti  Değerlendirme kriterlerine gelince: mülakatta adayların kendilerine bakabilme cesareti ölçülüyor. Hem kendisi hem etrafındaki insanlar hem de çevresindeki olaylar hakkında derinlemesine düşünebilen, bunu yapma cesaretini gösterebilen ya da bu potansiyeli taşıyan adaylar öne çıkıyor.  Mülakattan sonra etrafıma baktığımda öne çıkan ortak şey, zirvede de altı kırmızı kalemle işaretlenen umutlu bakış açısıydı: hem kendisi hem de etrafındakiler için daha iyi bir yarın hayal edebilmek. Fiziksel tanışma toplantısından sonraki ilk etkinlik olan 101 kampında tanıştığım insanlarla sadece 3 gün geçirmemize rağmen çok derin sohbetler edebildik. Bunun temelinde basit ama güçlü bir ortaklık vardı: geleceğe umutla bakmak ve bu umudu yalnızca kendin için değil, herkese daha iyi bir yarın bırakabilmek için taşımak. Toplumda konuşulan sorunların farkında olan, bu problemlerin çözümsüz olmadığına inanan ve hatta çözümün bir parçası olmak isteyen insanlarla bir arada bulunmak bana yalnız olmadığımı hissettirdi.      Çift Kanat: Donanım ve Vicdan  Bir diğer kriter ise adayların çift kanada sahip olup olmadığı. YGA’daki çift kanat; vicdanlı ve donanımlı olmayı birlikte temsil ediyor. Donanımı anlamak kolay. Ama vicdan kısmı çoğu zaman muğlak kalıyor ya da ‘iyi insan olmak’ gibi geniş bir çerçevede takılıp kalıyor.  Bahsettiğimiz vicdanı en iyi açıklayan sözlerden biri YGA’nın kurucusu Sinan Abi’nin bir sözü:  “Bahsettiğimiz vicdan, kendisi için istediğini Türkiye’deki en dezavantajlı bölgedeki öğrenciler için de isteyebilecek kadar derin bir vicdan. Hatta öyle bir vicdan ki Türkiye için istediğimiz şeyleri Ruanda için de isteyebilecek kadar. Bu öyle bir vicdan ki dünyanın her yerini sarmasını dilediğimiz bir vicdan.”        Gönüllüler Ne Diyor?    Ömer’in Gözünden    “YGA mülakatlarına gitmeden önce, YGA’yı vicdanlı ve köklü projeler yapan çok ciddi bir yer olarak görüyordum lakin mülakata girmeyi beklerken karşılamada olan bir gönüllünün gülüşü, benimle olan konuşması bana yanıldığımı göstermek için yeterli oldu. Evet, YGA düşündüğüm gibi bir yerdi yalnız bunların ötesinde samimi, insanların bağ kurduğu, çokça güldüğü ve eğlendiği de bir yerdi. Bu samimi, mutlu hal benim halimi de etkiliyor; benim de daha iyi hissetmemi sağlıyordu.”  Defne’nin Gözünden     “YGA mülakatımda bana hayatımı değiştiren ‘peak experience’ım sorulduğunda ne cevap vereceğim ne kadar derin paylaşımlarda bulunabileceğim konusunda endişeliydim. Fakat hikayemi anlatmaya başladığımda tüm endişem kayboldu. Herkes beni dikkatle, merakla, yargılamadan dinliyor; ağzımdan çıkan her kelimeye değer veriyordu. Sonradan anladım ki bu YGA’da bolca karşılaşacağım güven ortamının bir ön gösterimiymiş.”    Mülakat Günü Bittiğinde  YGA mülakatını tek cümleyle anlatmam gerekse: Kendinizi ne kadar tanıdığınızı ve kendinize karşı ne kadar dürüst olduğunuzu test eden bir gün. Sorulan sorular sizi zorluyor, karşılaştığınız insanlar sizi etkiliyor, hissettikleriniz sizi şaşırtıyor. Ama mülakat günü bittiğinde aklınızda kalan şey muhtemelen verdiğiniz cevaplar değil, kendinize sormak zorunda kaldığınız sorular oluyor.  YGA kendi sorularıyla yüzleşmeye hazır, dünyaya umutla bakmaya devam eden insanları arıyor. Ama mülakat günü aynı zamanda siz de YGA’yı tanıyorsunuz. Programın size uygun olup olmadığını siz de ölçüyorsunuz. Sonuçtan bağımsız olarak bu noktaya kadar ilerlediğiniz için kendinizi içtenlikle takdir etmeniz gerektiğine inanıyorum ve unutmayın ki vicdanlı bir şekilde bir ilke hep birlikte gitmek isteyen herkese kapılar sonuna kadar açık. Kendinle yüzleşmeye hazırsan, YGA seni bekliyor. Başvuru için: yga.org.tr   

Endişeden Özgüvene: Defne’nin 3 Yıllık YGA Yolculuğu

Yazı Başlıkları 3 yıl önceki ilk zirvemi düşününce aklıma ne o zamanki konuşmacılar, ne de söylenenler geliyor. Beni en çok etkileyen şeyin bordo sweatli öğrenciler olduğunu hatırlıyorum. YGA’yı yakından tanımadan önce başvurma amacım bilim sahalarına katılabilmek, give back yapabilmekti. Zirve’deyse anladım ki aslında burada çok daha derin bir amaç yatıyor, YGA ekosisteminin içindeki  gönüllülerin samimiyeti beni derinden etkiliyor. Zirve’nin ardından programlara başvururken de kök sebebim bu güven ve öğrenme ortamının, samimiyetin bir parçası olabilmekti. Amaçladığım bu give back’i bilim sahalarında yaparken benim gibi yüreği heyecan, merak ve köklü değişimlerin peşinde olan insanlarla birlikte çalışmak en büyük motivasyonum oldu. YGA’yı Farklı Kılan Şey: Sürdürülebilirlik Lise hayatım boyunca birçok STK, proje ve etkinlikle tanıştım ve bence YGA’yı farklı kılan en önemli şey sürdürülebilirlik. Burada kimse günü kurtarmaya çalışmıyor, sürdürülebilir ve köklü çözümler bulmaya odaklanıyor. Örneğin bilim sahalarında YGA sadece Twin setlerini ulaştırıp çekilmiyor, gönüllü öğrencilerin oradaki çocuklara rol model olması için imkanlar sağlıyor, öğretmenleri programa dahil ediyor onların da gelişimlerini takip ediyor yani amaçlanan etki birçok kanattan destekleniyor. Veya YGA Programları’nda bizler çoğu projede yapıldığı gibi birkaç seminer alıp dağılmıyoruz, her hafta farklı konular üstüne sohbetler ediyor, uzun süreli gelişimimizi gözlemliyoruz. Beklenti ve Gerçeklik: İki Yönlü Bir Dönüşüm Ben YGA’da give back yapabileceğim, benim gibi köklü sorunlara köklü çözümler arayan yol arkadaşlarımla tanışabileceğim bir ekosistem bekliyordum. Evet bunları buldum ama hiç düşünmediğim etkenlerle de karşılaştım. Örneğin ben YGA’da bu kadar değişip gelişebileceğimi, YGA programlarında asıl odaklanacağımız şeyin kendimiz olduğunu bilmiyordum. Özetle YGA’da dünyayı değiştirecek kadar cesur olmayı beklerken aynı zamanda kendimi tanıyacak kadar da insightful olmayı öğrendim. Öncesi ve Sonrası: Bir Dönüşüm Hikayesi YGA’dan önce Defne kendinden pek de emin olmayan, başarısızlıklarında kolayca endişeye düşen, umutlu olmasının yanı sıra bu umudu nasıl kullanacağını bilmeyen bir Defne’ydi. YGA sonrası Defne özgüveni yüksek, başarılarına odaklanan ve kendini takdir etmeye değer veren, başarısızlıklarını bir öğrenme havuzu olarak gören birine dönüştü. Give Back: İçten Başlayan Bir Yolculuk Give back benim için ilk önce içten başlıyor. Sahip olduğun şeyleri öncelikle fark edebilmek ardından kendini bu sahip oldukların için appreciate edip başkalarının da bundan faydalanmasını sağlamak. Bir arkadaşıma da bir büyüğüme de bilim sahasındaki bir çocuğa da give back yapmanın mümkün olduğuna inanıyorum. Eşitsizliğin artarak ilerlediği dünyamızda sahip olduğumuz zamanı, mutluluğu, en önemlisi de umudu paylaşarak bu eşitsizliği kapatmaya çalışmak. Bilim Seferberliği: Köklü Soruna Köklü Çözüm YGA’da hep köklü sorunlara köklü çözümler diyoruz. Bence Bilim Seferberliği bunun en güzel örneklerinden. Benim için Bilim Seferberliği’nin bu kadar önemli olmasının sebebi, sadece deprem bölgesindeki birkaç çocuğa bilim seti göndermekle kalmıyor olmamız. Gerek gönüllü olarak sahaları ziyaret edip oradaki çocuklara rol model olmak olsun, gerek ilgili öğretmenlerin rol model öğretmenler programına katılıp takiplerinin yapılması olsun, gerekse Twin platformunun sürekli olarak geliştirilmesi, kendini yenilemesi olsun. Bunların hepsi Bilim Seferberliği’nin eğitim eşitsizliği gibi köklü bir soruna kalıcı, köklü ve yürekten gelen bir çözüm bulması. Tabii bir de benim için taşıdığı kişisel önem var. Özellikle eğitim eşitsizliğini dert edinen bir YGA’lı olarak sahalarda çocukların gözlerindeki ışıltıyı görmek benim YGA’da en keyif aldığım nokta diyebilirim. Bazen sahip olduğumuz umudu deprem bölgesine taşıyoruz, donanımımızla give back yapıyoruz. Bazense çocuklardan ve öğretmenlerden aldığımız öğrenme aşkıyla, hayallerle ve umutla güçlenip yolumuza daha da emin adımlarla devam ediyoruz. RMÖP Stajı: Etkinin Her Yönünü Görmek Bilim sahalarında zamanın nasıl geçtiğini unutan biri olarak bu staja kendimi çok bağlı hissettim. Sahada gönüllülerle yaptıklarımızın yanı sıra köklü değişimlerin öncüsü olan öğretmenlerimizle de çalışıp Bilim Seferberliği’ni her kanattan gözlemleyerek bu büyük etkiyi daha da iyi anladım. Özellikle hem öğretmenlerle iletişim halinde olup onlardan gelen yorumları ve teşekkürleri dinlemek aynı zamanda işin arka planında yarattığımız bu etkinin verisiyle ve sayılarıyla çalışmak çok hoşuma gitti. Defne’nin hikayesi, YGA’nın sadece bir gönüllülük platformu değil, aynı zamanda gençlerin kendi potansiyellerini keşfettiği bir dönüşüm ekosistemi olduğunu gösteriyor. Sen de bu yolculuğun parçası olmak istersen, YGA seni bekliyor. YGA’lı olmak için yga.org.tr adresini ziyaret et.

Toplumsal Fayda için Birleşmek: Değer Birliği ve Bütünlüğü Nedir?

Yazı Başlıkları Hepimiz hayatımızın bir döneminde şunu sorgulamışızdır: “Benim değerlerim ne? Hangi şeylere gerçekten önem veriyorum?” Aslında değerler, bizi biz yapan pusulalar. Dolayısıyla da bu değerler birliği, arkadaş seçimimizden kariyer yolculuğumuza kadar birçok noktada kararlarımızı etkiliyor. Değerlerimizi paylaşan insanlarla bir araya gelmek ise sadece sıkı dostluklar değil, fikirlerini aksiyona dönüştürebilen güçlü bir topluluk da yaratıyor. Tam da bu yüzden gençler olarak ortak bir vizyonun peşinden koşmak çok değerli. YGA olarak biz, farklı şehirlerden ve kültürlerden gelen gençleri aynı masa etrafında toplayarak değer birliği sağlıyor, değerin sadece bireysel değil, toplumsal da olabileceğini hatırlatıyoruz. Değer Birliği Nedir? Hepimizin farklı ilgi alanları, yaşam tarzları ya da hayalleri olabilir. Ama bizi bir araya getiren, ortak bir noktada buluşturan şey aslında değerlerimiz. Değer birliği, aynı değerlere inanan, benzer prensipleri taşıyan insanların birlikte olması demek. Örneğin adalet, empati, dürüstlük, paylaşım gibi kavramlar evrensel değerlerdir. Bu değerleri içselleştiren topluluklar hem kendi içlerinde uyumlu olur hem de çevrelerine güven verir. Çünkü işin özü, yalnızca aynı yerde durmak değil; savunulan o değerleri günlük hayatta yaşatabilmek. Bütünlük değerine sahip olan ve bir değer birliği kuran topluluklar, birlikte hareket ederken daha sağlam adımlar atıyor. YGA’nın yaklaşımı da tam burada devreye giriyor. YGA’da gönüllüler farklı fikirlerle gelseler de ortak noktalarda buluşarak “biz” olmayı ve birlikte çalışmayı öğreniyor. Bu, bireyleri geliştirdiği kadar toplumu da ileri taşıyan bir güç yaratıyor. Ortak Değerlerde Buluşmanın Gücü Bazen düşüncelerimiz, bakış açılarımız çok farklı olabilir. Ama ortak değerlerimiz varsa bir araya gelmek çok daha kolay. Mesela empati yapmak, başkasının gözünden bakabilmek ya da iyiliği çoğaltmak… Bunlar birlikte değerli bir geleceğe yol almanın en güzel örnekleri. Bu değer birliğinden doğan güç, bir araya gelen insanlara güven ve motivasyon veriyor.  YGA’daki gönüllüler de tam olarak bu ruhla hareket ediyor. Onlar, farklı alanlarda eğitim alsalar da ortak değerleri paylaşarak sosyal sorumluluk konusunda bir bütün oluyorlar. Sonuçta ortaya çıkan şey, sadece bireysel gelişim değil, aynı zamanda sosyal etki. Değer birliği sayesinde hep birlikte hareket edince tek başına yapılamayacak şeylerin gerçekleştiğini görmek inanılmaz ilham verici oluyor. Değer Bütünlüğü Nedir? Bir insanın ya da bir topluluğun en büyük sınavı, söyledikleriyle yaptıklarının aynı olmasıdır. İşte değer bütünlüğü tam da bu uyumu anlatıyor. Eğer dürüstlük diyorsak ama davranışlarımız buna uygun değilse güven duygusu zedelenir. Paylaşmayı önemsediğimizi söylüyorsak ama hayatımızda paylaşmaya yer vermiyorsak bu da bir çelişki yaratır. Değer bütünlüğü, sözlerimiz, düşüncelerimiz ve eylemlerimizin birbiriyle tutarlı olması anlamına geliyor. Yani değer bütünlüğü, “düşündüğün, söylediğin ve yaptığın şeyler birbiriyle uyumlu mu?” sorusunun cevabı aslında. Topluluklarda da bu durum çok belirleyici. Değer bütünlüğü yüksek olan bir grup, çevresinde güven kazanır ve uzun vadeli etkiler yaratır. YGA girişimlerine yön veren gönüllülük anlayışında da bu çok önemli bir nokta. Burada değer bütünlüğü, sadece konuşulan bir kavram değil; projelerde, iş birliklerinde ve günlük iletişimde aktif bir şekilde yaşatılıyor. Böylece ortaya güven veren ve sürdürülebilir bir topluluk çıkıyor. YGA’da empati diyorsak gerçekten kendimizi karşımızdakinin yerine koymaya, olayları onun gözünden bakarak anlamaya çalışırız. Adalet diyorsak kararlarımızda adil olmaya ve eşitlik sağlamaya gayret ederiz. İşte bu değer bütünlüğü, YGA kültürünün temelini oluşturuyor ve gençlere güven veren bir liderlik anlayışı kazandırıyor. YGA’da Değer Birliği ve Bütünlüğü Nasıl Yaşatılıyor? YGA’da gençler sadece fikir üretmiyor; aynı zamanda değerlerini günlük hayatlarına nasıl yansıtabileceklerini de deneyimliyor. YGA projelerinde görev alırken, ekip arkadaşlarıyla çalışırken ya da sosyal etki yaratırken bütünlük birlik değeri hep ön planda tutuluyor. Mesela empati, YGA kültürünün merkezinde. Bir başkasını anlamadan güçlü bir proje geliştirmek mümkün olmuyor. Bunun yanında değer bütünlüğü de önemli bir test alanı. YGA’da “söylediğini yapmak, yaptığını savunmak” kültürü var. Bu sayede hem bireyler hem de ekipler daha güvenilir ve sürdürülebilir bir şekilde ilerliyor. YGA, sadece fikirlerin değil, değerlerin de büyüdüğü bir ortam yaratıyor. YGA Gönüllülüğü ve Ortak Amaçla Hareket Etmek YGA gönüllüsü olmak, sadece bir projede yer almak değil, bir amaç için birlikte yürümek demek. Burada kimse tek başına bir şey başarmaya çalışmıyor. Tam tersine, farklı fikirler ortak bir amaç, bir değer birliği için birleşiyor. Bu amaç da genelde topluma fayda sağlamak, daha iyi bir gelecek için katkı sunmak oluyor. YGA’daki gönüllüler, ortak değerleri etrafında bir araya geldikleri için karar almakta ve harekete geçmekte çok daha uyumlu oluyorlar. Bu birlik ruhu hem kişisel gelişimi destekliyor hem de daha geniş bir toplumsal etki yaratıyor. Değer birliğiyle hareket etmek, bireysel çabaları kolektif bir güce dönüştürüyor. Değer Temelli Bir Gelecek Mümkün Geleceği sadece teknoloji ya da ekonomi belirlemiyor; aslında işin merkezinde değer bütünlüğü de var. Çünkü değer bütünlüğü temelli bir gelecek, daha adil, daha sürdürülebilir ve daha yaşanabilir bir dünya anlamına geliyor. Bugün bireysel olarak attığımız küçük adımlar, yarının büyük dönüşümünü hazırlıyor. Eğer dürüstlük, empati ve paylaşma gibi değerleri merkezimize alırsak gelecek çok daha umut verici olur. YGA da bu inançla hareket ediyor. Gönüllülerine değer birliği temelli liderlik öğreterek onların sadece bireysel başarılar değil, toplumsal fayda da yaratmasını sağlıyor. Böylece değerlerin yön verdiği bir gelecek inşa etmek sadece hayal değil, gerçek bir yol hâline geliyor.

Motivasyon ve Çapayı Bulmak

Günümüzde “motivasyon eksikliği” sıkça duyduğumuz bir kavram. Pek çok insan, hedeflerini ve hayallerini gerçekleştirecek enerjiyi bulamadığından yakınıyor. Oysa motivasyon, insanı belli bir amaç uğruna çalışmak için ayağa kaldıran güç, bir güdü olarak tanımlanır. Hırs, umut gibi pek çok farklı kaynaktan beslenebilir; ancak derinde yatan o “kalp atışını hızlandıran” iç kuvveti bulmak, bizi asıl ileriye taşıyan unsurdur. Kalbinin neden hızlandığını bilen birinin, motivasyonu da kalıcı olur. Bu yazıda, motivasyonun temellerinden başlayıp, onun nasıl sağlanabileceğine ve motivasyon stratejilerine kadar kapsamlı bir yolculuğa çıkacağız. Motivasyon Nedir? Motivasyon, kimi zaman dış etkenlerden (ödüller, övgüler, sosyal çevre) kaynaklansa da esas gücü kişinin özünde yatan ve ona “niçin bu işi yapmalıyım?” sorusunun cevabını veren nedenden alır. İçsel (intrinsic) motivasyon: Kişinin kendi değerleri ve tutkuları doğrultusunda, içinden gelen bir dürtüyle harekete geçmesidir. Dışsal (extrinsic) motivasyon: Ödül, takdir veya toplumsal onay gibi dış etkenler sayesinde harekete geçmedir. Sosyal Motivasyon: İnsan sosyalleşerek büyür ve gelişir. Ait olma ihtiyacı, takım ruhu, toplumun refahı veya sosyal çevreden alınan destek, motivasyonu artırabilir. Burada önemli olan, kalp atışlarımızın ne için hızlandığıdır. Çünkü içsel motivasyon, kişiye sürdürülebilir bir enerji sağlayarak, mücadeleci ruhunu canlı tutar. Hangi işi yaparsak yapalım, ona anlam katmamızı, o işe sarılmamızı sağlayan şey motivasyondur. Motivasyon Nasıl Sağlanır? Peki kalp atışlarımız ne için hızlanır? Nasıl motive oluruz? Bireye mücadeleci ruhu veren, tüm zorluklara rağmen iç motivasyonuyla hareket etmesini sağlayan, belirsiz anlarda özellikle de denizde dalgalar yükseldiğinde gemimizi kontrol etmeyi kolaylaştıran nedir? Bu anlarda gemiyi dik tutan, çapadır. Çapa attığımız değerler, yaptığımız tüm aksiyonların temelinde nasıl amaçla yola çıktığımızı bize hatırlatarak “main thingi” kaybetmememize yardımcı olur. Kalp atışlarımızı hızlandıran bir amaç veya “çapa” bulmak, motivasyonun en etkili yoludur. Çünkü motivasyon eksikliği olarak adlandırdığımız durum, çoğu zaman “derin bir amaçtan” yoksun olmamızdan kaynaklanır. Gemiyi dalgalı denizlerde dik tutan çapa gibi, hayatımızda da kendimize sağlam bir “değerler bütünü” bulmamız gerekir. Bu değerler, yaptığımız her işin temelindeki asıl sebebi bize hatırlatır. YGA Zirvesi 2024’te Prof. Dr. Mehmet Toner’in bahsettiği gibi, “amaç” ile “hedef” birbirinden farklıdır. Hedefler zaman içinde değişebilir ve sizi amacınıza ulaştıran küçük basamaklardır. Amaç ise uzun soluklu bir yolculuk ister ve “son hedef”inizdir. Çapanızı doğru değerlere attığınızda, sizi başarının kibrine ve başarısızlığın umutsuzluğuna kapılmadan koruyacak bir iç dengeye sahip olursunuz. Bu amaçlar, çapa atılan değerler “Ben şu olmak istiyorum” değil de “Dünyada buna ihtiyaç var.“ bakış açısıyla, saf bir niyetle inşa edildiğinde kişinin küçük çıkarları aradan çıkar ve amaç anlam kazanır. Bu, zihninizde büyük bir resim canlanmasını sağlar. Amaçlarınız ne kadar anlamlı ve büyük resme hizmet ediyorsa, motivasyonunuz o kadar güçlü olacaktır. Hedefleri, o amaca ulaşmak için belirlediğiniz süreç adımları olarak görmelisiniz. Değişebilir, esneyebilir ama amacınız uzun vadede size yön vermeye devam eder. Sizi harekete geçiren şey gerçekten derin bir anlam taşıyorsa, dış koşullardan etkilenmeniz zorlaşır. Motivasyonun gerçek kaynağı, kalpten bağlı olduğunuz bir şeyin varlığıdır. Bu, “ben şu olmak istiyorum” demekten öte, “ben şu değer için çalışmak istiyorum” diyebilmektir. İç Motivasyonumuzu Nasıl Koruyacağız? Değerlerimizi inşa etmeye başladıkça karşımıza çıkan en önemli sorulardan biri de bunu hayatımızda uygulayabilmek. Nasıl olur da insan iş yerinde en yoğun olduğu anda veya sınavın ortasında da kendi çapasını hatırlar, inandığı değerlerden güç alır? Atatürk’ün ilham verici bir sözü var: “Hiçbir şey yolunda gitmedi, hiçbir şey de beni yolumdan etmedi” Özgüvenli, güvenini ve gücünü özünden alan birey; koşullardan etkilenmez, koşulları etkiler. İşte bu koşulları etkilemek içinse iç motivasyonu koruyor olmak ciddi önem arz ediyor.  Kısacası motivasyon, her zaman coşkulu ve yüksek bir enerji hali değildir. Asıl mesele, fırtınalı günlerde bile rotayı hatırlamak ve çapamızı sağlam bir şekilde değerlere atmaktır, böylece dış koşullar değişse de iç pusula asla sapmaz.  Gerçek motivasyon, dış koşullar değil, içsel duruşla ilgilidir. Yol ne kadar zorlu olursa olsun, çapan değerlerinse; yönünü asla kaybetmezsin.

19 Ağustos İnsani Yardım Gününün Anlam ve Önemi

19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü, insani yardıma katkıda bulunan bireylerin onurlandırıldığı bir gündür. Birbirine destek olmak ve özellikle zor durumlarda yardım eli uzatmak, insan olmanın gerekleri arasında yer alır. Bu nedenle geniş bir çerçevede düşünebileceğimiz “yardım” kavramı; mutluluğun toplumdaki insanların tamamına yayılmasını sağlar. İnsani yardım kuruluşları öncülüğünde pek çok farklı proje ile sürdürülebilir bir yaşam oluşturmak mümkündür. İnsani Yardım ve Sürdürülebilir Yaşam İnsani yardım ve sürdürülebilir yaşam, birbirini tamamlayan iki dikkate değer kavram olduğundan aralarındaki bağ oldukça güçlüdür. Sürdürülebilir bir yaşam adına insanların ilk olarak temel ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Bu nedenle Dünya İnsani Yardım Günü, sürdürülebilir yaşamın vurgulanması açısından önemlidir. Yoksulluk ve eşitsizlik başta olmak üzere toplumun geneline yayılmış sorunlar, sürdürülebilir yaşamı ekonomik ve sosyal açıdan sekteye uğratabilir. Bu nedenle bu tür sorunların asıl nedenini bulmak ve sorunlara inovatif çözüm geliştirmek oldukça önemlidir. Toplumların doğal afet ve ekonomik şok gibi sorunlar karşısında dayanıklılıklarını arttırmak, sürdürülebilir yaşamın merkezinde yer alan konulardan bir tanesidir. Çünkü bu tür acil gelişen durumlar, toplumdaki bireylerin yaşantısını derinden etkileyebilir. Bireyleri ve toplumun genelini etkileyen durumların tamamını sürdürülebilir yaşam merkezinde ele almamız mümkündür. İnsani yardımlar ise bu noktada devreye girer. Atılacak her yenilikçi adım, bireylerin ve toplumun güçlenmesini sağlayabilir. İnsani Yardım Kuruluşları Kimdir ve Nasıl Yardım Ediyorlar? Dünya genelinde sürdürülebilir bir yaşam adına yenilikçi, çözüm odaklı ve dikkate değer çalışmalarda bulunan pek çok insani yardım kuruluşu mevcuttur. Toplumdaki bireylerin çok daha insani şartlarda yaşamasına destek olmak ve dezavantajlı konumdaki bireyleri diğerleriyle eşit şartlarda yaşamasını sağlamak adına birtakım faaliyetlerde bulunan yardım kuruluşları, aynı zamanda bireylerin gelişimine de katkı sağlar. Dünya insani yardım günü kapsamında, bu tür kuruluşların insanlara ne tür yardımda bulundukları önemli bir konu olarak ön plana çıkar. İnsani yardım kuruluşlarının faaliyetlerini şu şekilde özetlememiz mümkündür: ●      Temel ihtiyaçların karşılanmasının zor olduğu zamanlarda, insanların yaşamlarını devam ettirebilmeleri adına gıda, barınma ve sağlık hizmeti gibi hizmetlere ulaşmasını sağlamak ●      Her bireyin eşit şekilde eğitim hakkından yararlanmasına destek olmak ●      Özellikle doğal afet gibi beklenmedik durumların ortaya çıkması halinde insanların mental sağlıklarını koruyabilmesi adına psikolojik destek sunmak Bunların yanı sıra insani yardım kuruluşlarının hizmet amaçları kapsamında, insan haklarını ve onurunu korumak da önemli bir yer edinir. Özellikle savunmasız grupların sömürü kültüründen uzaklaştırılabilmesi için yenilikçi uygulamalar ve sosyal girişimler, insanların eşit bir şekilde yaşantılarına devam edebilmesini sağlar. İnsani Yardımda Gönüllülüğün Rolü Nedir? Dünya insani yardım günü öznesi olan insani yardım kuruluşlarında gönüllülük son derece önemli bir kavramdır. İnsanların herhangi bir maddi çıkar beklemeden yardım eyleminin merkezinde yer almayı kabul etmesi, “gönüllülük” kavramını tanımlayan bir ifadedir. Bu kavram, YGA için çift kanatlı, vicdanlı ve donanımlı olmanın karşılığıdır. Buradaki amaç, toplum için yapılan faaliyetlerin her birini akıl ve kalp birlikteliğinde yapmaktır ve toplumun ekonomik ve sosyal kalkınması için rol model bireyler yetiştirmektir. Atılacak adımların tamamında başarıya ulaşılabilmesi için gönüllülerin birbirlerine destek olması gerekir. Böylelikle süreç çok daha etkili bir şekilde yürütülebilir. Aynı zamanda toplumdaki bireylerin ihtiyaçlarını doğru analiz etmek, yine gönüllülerin birlikte çalışmalarıyla mümkün hale gelir. İnsani yardım kuruluşlarında gönüllü olmak ve desteğe ihtiyaç duyan kişilere ulaştırılacak yardım açısından önemli olmakla birlikte bu sürece dahil olmak, gönüllülere de katkı sağlar. Her şeyden önce gönüllü bireyler, yaptıkları çalışmalar sayesinde yeni deneyimler ve kazanımlar elde eder. İnsani Yardım Çalışmalarına Nasıl Katkıda Bulunabilirsiniz? Dünya insani yardım günü kapsamında, insani yardım faaliyetlerinde bulunan kuruluşlara gönüllülük esasına dayalı olacak şekilde katkıda bulunmak mümkündür. Verilecek destek, çalışmaların çok daha planlı ve pratik bir şekilde ilerlemesini sağlar. Peki ama insani yardım kuruluşları faaliyetlerine nasıl katkıda bulunabilirsiniz? İnsani yardım kuruluşlarına gönüllü olarak katılabilir, faaliyet programlarını öğrenip gerekli aşamalarda desteğinizi sunabilirsiniz. Bu tür kuruluşların vicdanlı ve donanımlı bireylere ihtiyacı bulunur. Bunun yanı sıra her insan farklı bir beceriye sahiptir. Dolayısıyla iyi olduğunuz konuda kuruluşa katkı sağlayabilirsiniz. Örneğin bilgisayarda iyisinizdir, muhasebe veya iletişim alanında kendinizi yetiştirmiş olabilirsiniz. Manevi destek önemli olmakla birlikte insani yardım kuruluşlarının çalışmalarına devam edebilmesi için maddi desteğe de ihtiyacı bulunur. Bu nedenle maddi bağışı yapabilirsiniz. Maddi açıdan yeterli seviyeye ulaşan insani yardım kuruluşları, çalışmalarına yenilerini katabilir. Öte yandan daha fazla insana yardım edebilmek için maddi bir altyapı oluşturabilir. Donanımlı ve Vicdanlı Rol Model Gençler ile YGA 19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü kapsamında faaliyetleriyle ön plana çıkan YGA, her geçen gün bireyi ve toplumu kalkındırma çalışmalarına bir yenisini ekleyerek bu alanda attığı yenilikçi adımlarla ön plana çıkar. Gönüllülük kapsamında çift kanatlı gençler yetiştirmeyi hedeflemekte olup bu konuda üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirir. YGA programları, teknolojiyi kaldıraç olarak kullanan, vicdanlı bilimin ışığında sosyal fayda yaratan gençler keşfeder, geliştirir ve yetiştirir. Bu gençlerin insanlığa faydalı sosyal girişimlere öncülük etmesine destek olur. Geliştirilen projeler arasında Bilim Seferberliği, Birbirini Geliştiren Kadınlar ve çeşitli girişimler özel bir yer edinir. Her biri, toplumdaki dezavantajlı bireylerin kendilerini geliştirmelerine katkıda bulunup, toplumsal ekonomik ve sosyal kalkınmayı, refahı arttırmayı hedefler.

İçten Takdir Etmek Nedir ve Neden Önemlidir?

Takdir etmek, insani ilişkiler açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Bununla birlikte çoğu zaman göz ardı ediliyor olsa da takdir etmenin toplumsal ve bireysel açıdan da rolü büyüktür. Samimi olarak yapılan bir takdir, kişinin özgüveni artırır ve karşılıklı saygınlığı güçlendirir. Motivasyonu artırır ve kişinin çevresine karşı pozitif yaşam ortamı oluşturmasını sağlar. Neden Takdir Etmeliyiz?  Takdir etmek, herhangi bir eylem ya da işin sonucunda bir tarafın başka bir tarafı onayladığını, başarılı bulduğunu ve tasvip ettiğini ifade eder. Güzel bulmak, övmek, kıymet bilmek gibi ek anlamlara da gelir. Bu konuda yapılan araştırmalar takdir etmenin psikolojik ve nörolojik bazı faydalar sağladığını ortaya koymuştur. Özellikle takdir edilmenin vücuttaki bazı iyi hormonları tetiklediğine dair çalışmalar mevcuttur. Bununla birlikte takdir etmek koşulsuz sevginin ve bir şarta bağlı olmaksızın gösterilen değerin de bir ifadesi olabilir. Her ne kadar insanları takdir etmek, bireyler arasında gerçekleşen bir davranış biçimi gibi görünse de özsel olarak takdir edilmenin ve etmenin toplumsal rolü de vardır. Takdir edilen ve eden insanların çoğaldığı toplumlarda bireylerin birbirlerine olan saygısı da artar. Bu, aynı zamanda empati yeteneği gelişmiş bir toplum modelinin inşa edilmesi açısından da önemlidir. Samimi Bir Takdir Bireylere Nasıl Hissettirir? Takdir etmek, yaşamın birçok alanında son derece önemli bir yere sahip olan davranıştır. Gelişim çağlarından itibaren çocuklar, merak dürtüleri ile hareket ederek çevreyi tanımlamaya çalışır. Bu tanımlama sürecinde ise hemen her eyleminin ardından onaylanma gereksinimi hisseder. Çocuklarda gözlemlenen bu gereksinim, onaylanmanın insanın doğal bir eğilimi olduğuna işaret eder. Dolayısıyla çocukluk döneminden itibaren takdir edilmek, çocukların psikolojik gelişiminde son derece önemli bir rol oynar. Bu durum çocukluk döneminin ardından kişinin bireye dönüştüğü yetişkinlik evresinde de aynı şekilde geçerlidir. Gündelik yaşamın her alanında çalışanlar ve hatta yönetici pozisyonunda bulunan kişiler dahi takdir edilmek ister. Özellikle iş yaşamı söz konusu olduğunda, günümüzde dünya genelinde en çok yapılan tartışmalardan biri çalışanların takdir edilmesine yönelik yetersizlikler ve eksikliklerdir. Başarıyı takdir etmek, iş hayatında motivasyonu artırır. Kişinin kendine çok daha fazla güvenmesini sağlayarak, ilgilendiği alanda daha başarılı sonuçlar elde etmesini destekler. Bununla birlikte iş yaşamında takdir edilmek, her zaman aynı ölçüde samimiyet içermez. Dolayısıyla takdir etmek kadar önemli olan bir başka konu da samimi bir şekilde takdir edilmektir. Samimi bir takdir ile bireylerin gündelik yaşamlarına, mutluluklarına, ruh hallerine, güvenlerine ve aidiyetlerine hitap etmek mümkündür. İçten Takdir Edilmeyen Bireyler Nasıl Hisseder?  Takdir etmek, iki taraf arasında gerçekleşen, yani karşılıklı bir eylemdir. Bu bağlamda takdir eden kadar takdir edilen de bu durumun bir parçasıdır. Takdir edilmeme hali ise bireyler üzerinde ciddi ve yıkıcı etkiler oluşturabilecek tutumdur. Hemen her insan hak ettiğini düşündüğü ölçüde takdir edilmek ister. Takdir edilememe durumu, sosyal yaşam içerisinde oldukça kaygı uyandırıcı sonuçlara neden olabilir. Aynı şey takdir edilirken samimiyetin göz ardı edilmesi sonucunda da ortaya çıkar. İçten takdir edilmeyen bireyler, değersiz ve kendini görmezden gelinmiş gibi hissedebilir. Aynı zamanda bu kişiler, motivasyonlarını da kaybedebilir. Özellikle kurumlar içerisinde ya da iş hayatında içten bir tavırla takdir edilmemek, kişinin bağlılık ve sadakati üzerinde de olumsuz bir etki gösterir. Olumsuz duygu durumları ve düşünce kalıplarının oluşmasına neden olur. Bu ise insani ilişkilerin bozulması ve kişilerin kendilerini ifade etmede güçlüklerle karşılaşması ile sonuçlanabilir. Takdir Etmenin Bireyler Üzerindeki Etkileri Takdir; çabaların, başarının, eylemlerin, özverinin fark edilerek onaylanması anlamına gelir. Bu davranış, kişinin karşısındakine verdiği değeri ifade etmenin güzel bir yoludur. Takdir etmek, her zaman sözlerle yapılmaz. Bazı durumlarda eylemler, davranışlar, jest ya da mimikler dahi kişinin takdir edildiğini hissetmesini sağlayabilir. Takdir, bireyin ruh hali ve davranışları üzerinde tahmin edildiğinden daha büyük bir etkiye sahiptir. Tam da bu yüzden takdir etmenin önemi, sadece bireyler nezdinde değil, toplumun geneli açısından da doğru şekilde anlaşılmalıdır. Takdir etmenin bireyler üzerindeki etkileri genel olarak şu şekilde sıralanabilir: * Motivasyonu ve özgüveni artırır. * Kişinin mutlu olmasını sağlar. * Empati yeteneğini güçlendirir. * Yaratıcılığı ve özgüveni güçlendirir. * Kişinin değerli hissetmesini destekler. * Bağlılığı ve sadakati artırır. Tüm bunların yanı sıra takdir etmek, kişiler arasında iletişimi güçlendirme açısından da önem arz eder. İnsanlar arasındaki ilişkileri güçlendirir ve pozitif bir ortamın oluşmasını destekler. Eğitim Sisteminde Takdirin Önemi Takdir etmek, gündelik yaşamın bir parçası olduğu gibi aynı zamanda eğitim ve öğrenim sürecinde de oldukça önemli bir yere sahiptir. Tam da bu yüzden eğitim sistemi içerisinde takdire fazlasıyla yer verilir. Takdir edilmeyi talep etmek ve otorite tarafından onaylanmak, insani bir eğilimdir. Çocukluk döneminde ve öğrenim sürecinin devam ettiği eğitim kurumları içerisinde ise bu eğilim, çok daha güçlü şekilde hissedilir. Eğitim sisteminde takdir, her şeyden önce öğrenme ortamının iyileşmesi açısından kıymetlidir. Özellikle çocukluk döneminde öğrenme ortamının takdir edici olması, öğrenme sürecinin daha keyifli ve eğlence bir hal almasını sağlar. Bu durum ise öğrencilerin başarısını doğrudan etkiler. Performansı artırır. Olumlu davranışları teşvik etme konusunda öğreticidir. Bu yüzden takdir etmek, eğitim sisteminin en önemli parçalarından biridir. İş Hayatında Takdir Edilmek Takdir etmek, yaşamın her alanında olduğu gibi iş dünyasında da oldukça önemli bir yere sahiptir. Yönetim kademesinde bulunanlar açısından en çok dikkat edilmesi gereken davranışlardan biri de bu kapsamda takdirdir. İş hayatında takdir edilmek, çalışanların motivasyonunu artırır ve adalet duygularını güçlendirir. Kişilerin yaratıcılıklarını ön plana çıkarmalarında önemli bir rol oynar. Çalışanların yeni fikirler üretmesini ve yaratıcı çözümler bulmasını teşvik eder. Bununla birlikte her bir çalışan kendini değerli ve desteklenmiş hissederek iş yapma sürecinde daha huzurlu ve mutlu olur. Takdirin Toplumsal Etkileri: Daha Pozitif Bir Dünya Mümkün mü?  Takdir etmek, sadece bireysel eylemler ve bireylerin birbirleri arasında kurduğu iletişimi kapsayan bir etki göstermez. Aynı zamanda toplumun refahı, gelişmişlik seviyesi, toplumsal birliktelik, aidiyet duygusu ve saygınlık açısından da önemli bir eylemdir. Birbirini takdir etmeyi alışkanlık haline getiren bireylerden oluşan bir toplum, çok daha mutlu ve özgüvenlidir. Aynı zamanda takdir etmek ve edilmek, dünyanın daha pozitif bir hal almasında da rol oynar. Takdir edilenler kadar takdir edenler de pozitif duygularla bezenir. YGA, tüm sosyal sorumluluk projelerinde çift kanatlı gençler yetiştirmeye odaklanan bir kuruluştur. Çift kanatlı olmanın önemli bir özelliği ise vicdanlı olmaktan geçer.  YGA’nın programlarıyla yetişen çocuklar, vicdanları ile hareket eder ve toplumun pozitif bir yapı elde etmesinde rol oynar. Bu pozitiflik hali, birçok eylemle pekiştirilir. Takdir etmek de bu kapsamda var olan eylemlerden sadece biridir. Takdir edilmek ve etmek, toplumun genel refahını artırarak toplumda empati duygusunun ve yardımseverliğin artmasını sağlar.

Hatay Samandağ’dan Bana Kalanlar…

YGA’daki gönüllülük sürecimde Türkiye’nin dezavantajlı bölgelerinde vicdanlı bilim atölyeleri gerçekleştireceğimi bilsem de heyecanlanmamak elimde değildi. Nelerle karşılaşacağımı, nasıl bir deneyim olacağını bilmiyordum. Ekip arkadaşlarımla Hatay’ı ziyaret edeceğimizi ve Samandağ’da bilim atölyesi gerçekleştireceğimizi öğrenince bu heyecanım daha da arttı. Şimdi geriye dönüp bakınca bunun yaşadığım en unutulmaz deneyimlerden biri olduğunu daha iyi anlıyorum. 48 saat içerisinde bu kadar çok krizle yüzleştiğim ama hiçbirinin kriz olduğunu bile hissetmediğim, her an ekibin desteğinden güç aldığım 2 gündü. Hâlâ öğrendiklerimi kendime anımsattığımı ve birçok değerli anıya ortak olduğumu fark ediyorum. Bu deneyimi yaşama fırsatım olduğu için çok minnettarım. Yaşadıklarımı sizlerle de paylaşmak adına bu yazıyı yazmak istedim. Samandağ’da ekip olarak başımızdan geçenleri kısaca özetlemek gerekirse şunu söyleyebilirim: İlk gün yağmur nedeniyle katılımın az olduğu, toplam 7 çocukla yapılan bir atölyeden; ikinci gün Bilim Sahaları Koordinatörümüz Recep Abi’nin bir anda “42 çocuk var, daha fazla sandalye dizelim.” diyerek konteynıra girdiği bir atölyeye dönüşen bir saha deneyimiydi. Bu yazımda da seyirlerden, MTTR kavramından, esneklikten, ekip olmaktan, sahada herkesin bilmesi gerektiğine inandığım öğretilerden, sahanın bana etkilerinden ve en kıymetlisi benim çocuklarda gördüklerimden bahsetmek istiyorum. Bundan bir hafta önce YGA’dan bağımsız farklı bir sahada görevliydim. O sahada da aslında şunu fark ettim: Her saha benzersiz ama bir o kadar da birbirine benzeyen deneyimleri barındırıyor. Sorunlar farklılık gösterse de çözümler genellikle hayatımın bir döneminde öğrendiklerimle ilişkili oluyor. Bu noktada ise devreye seyir yapmış olmak giriyor bence. YGA’da yaptığımız seyirlerde yaşadığımız deneyimleri, kendimize aldığımız öğretileri ve iç görüleri birbirimizle paylaşıp ekipçe gelişimimizi kolaylaştırmaya çalışıyoruz. Biz ne zamanki saha sonrası seyir yaparak öğretileri “yaşanılanlar” kategorisinden “öğrenilenler” kategorisine taşıyoruz, o zaman kriz anında ihtiyaç duyduğumuz bilgiyi anımsamamız çok daha kolay oluyor. Yaşadıklarımızın adını koymak, onlara anlam katıyor. Öğrendiklerimi ise çoğu zaman yalnızca sahada değil, günlük hayatta yaşadığım ufak olaylarda dahi kullanabiliyorum. Bu noktada “MTTR” benim için üzerine en çok düşündüğüm kavramlardan biri haline geldi. MTTR yani Mean Time To Repair, bir arızanın tespit edilmesinden itibaren beklenen ortalama onarım süresini ifade ediyor. Bir fabrikanın sağlıklı işlemesi için bu zamanın çok kısa olması gerekir. Benzer şekilde bir insanın da yüksek performansta çalışması, kendiyle ilgili bu onarımı ne kadar hızlı yapabildiğine bağlı. Kişi kendisiyle ilgili yanlış giden şeyi fark edip onu düzeltmek için aksiyon alamıyorsa, yani çabuk toparlanamıyorsa MTTR’si yüksek anlamına geliyor. Yaşadığım sorundan ziyade sorunu çözme sürecinin ve nasıl çözeceğim karmaşasının beni strese sürüklediğini ve verimimi düşürdüğünü fark ettim. Bu süreci MTTR kavramıyla ilişkilendirip süreyi kısaltmaya yönelik uygulamalar hayata geçirdiğimde ise stresimi çok daha kolay yönettiğimi hatta kısa sürede atlattığımı fark ettim. Çünkü sorunun kendisinden önce, onu çözmeme engel olan faktörleri hızlı şekilde belirleyip ortadan kaldırıyorum. Böylelikle sorunu çözmek için çok daha fazla zamanım ve çok daha diri bir zihnim oluyor. Bu yaklaşım yalnızca sahalardaki deneyimimi değil, doğrudan günlük hayatımı da dönüştürdü. Samandağ sahasında ikinci günün ilk oturumunu Recep Abi ile yapmıştık. Koskoca bir oturum boyunca konuşamadım. Recep Abi benim moderatörlüğü daha aktif yapabilmem için ne kadar çabalasa da o esnada çocukların durumu, Recep Abi’nin bilim kitini anlatmak için seçtiği yöntem gibi çeşitli faktörler sebebiyle elimden yalnızca Recep Abi’yi izlemek ve her yaptığını aklıma kazımak geldi. Ne var ki bu durum oturum sonrasında beni çok üzdü ve “Yapamadım, beceremiyorum.” algısına kapıldım. Bu beni gerçekten üzdü, gözlerim yaşardı. Ben de hızlıca ekiple paylaşma yoluna başvurdum. “YGA ekiptir” lafını duymuştum ama ilk defa o gün İnci olarak buna tanıklık ettim. Biz “birlikte başaran” olmakla aynı zamanda birbiriyle paylaşan, yardımlaşan; birbirine destek olup ortaklık eden bir ekip oluyoruz. Ben de istediğim gibi bir moderatörlük yapamadığımı paylaştığımda tüm gönüllüler adına çok önemli olduğuna inandığım bir öğreti üzerine konuştuk: “Rol modeller olmak, yalnızca bilgiyi karşı tarafa aktarmaktan ibaret değil; iyi birer dinleyici olarak bile çocuklara rol modellik ediyoruz. Söylediklerimizin ötesinde oradaki varlığımız ve tavırlarımız çocuklara ulaşıyor”. Bu nedenle aslında çocukların bizden ne aldıkları konusunda niyet okumak çok yanlış. İyi bir rol model olmakta asıl önemli olan, paylaştığın şeyler kadar bunları nasıl bir ruh haliyle, nasıl bir tavırla paylaştığın. Bunun üzerine ben kendimi sakinleştirmeye başlamışken içeri Recep Abi girdi ve 42 çocukla atölye yapacağımız haberini verdi. Hepimizin gözleri kapıya çevrildi ve hızla sandalye toparlamaya başladık. Hiçbirimiz daha önce böyle bir deneyim yaşamamış olsak da sanki yedişer kişilik 6 grupla atölye yapmanın ne olduğunu biliyormuşçasına organize olmaya başladık. Bu da YGA ekibinin birlikte nasıl çalışabildiğini bana tekrardan gösterdi. Gruplar kalabalıklaşmaya başladı ve ben 7 kişilik bir grubu tek başıma modere edeceğimi öğrendim. Üstelik ilk defa çocuklarla tanışma seansını önden yapmamıştık ve grupla bir tanışma oyunu oynamamız gerekliydi. Ben 15 dakika önce “Yapamıyorum.” diye resmen ağlıyordum, şimdi 7 çocukla nasıl yapacağım? Bir de tek başımayım! O an elim ayağıma dolandı desem az kalır. İşte böylelikle seyirde üzerine konuştuğumuz çok önemli başka bir öğretiye geldi konu: Esneklik. 15 dakika önce ağlayan İnci’den, kendisinden beklediğinden çok çok daha iyi geçmiş bir atölyeyi modere eden İnci’ye… O an aslında saha içinde yaşadığımız bir krizden öte benim kendi içimde yaşadığım bir krizi çözmem gerekiyordu ve elbette tüm oklar MTTR’yi işaret etti. Çocuklarla olduğum ilk dakikalar tanışma oyununu oynamayı bile doğru dürüst beceremedim. Oyunu yönetemedim, stresten takip bile edemedim. Böylelikle aslında ilk kez verimimi artırmak için değil, başka bir şansım olmadığı için MTTR’mi kısaltmak zorundaydım. O esnada bunu kısaltmak için anlık geliştirdiğim yöntemleri ise şimdilerde hayatımın her alanında kullanıyorum. Saha gerçekten karar alma mekanizmamızda müthiş bir değişim yaratıyor. Burada vurgulamak istediğim bir diğer nokta da şu: Sahada ekipten yardım almak bence her anlamda çok önemli. Duygusallaştığımda veya moderatörlüğüm aksadığında ekip olmasa kesinlikle çok daha zor toparlanırdım. Ben moderasyonu yaparken Recep Abi’nin zorlandığımı görüp bir dakikalığına bile olsa gelip çocuklara bir şeyler söylemesi içinde bulunduğumuz ana dönmeme ve büyük resmi görmeme çokça katkı sağlıyordu. YGA ekiptir, saha kesinlikle ekip işidir. Öngördüğümden bambaşka bir durumla karşılaşsam dâhi ağlıyor olduğum bir hâlden; kendi kendini döndüren, sürekli sorular soran ve birbirlerinin sorularını cevaplamak için tartışan, buldukları sonuçları akıllı arabalarına entegre ederek keşfeden bir ekip çıkarmak da mümkünmüş. Ben o an planımı genişletip, mantıklı anlık kararlar vererek, yeri geldiğinde Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın da bahsettiği gibi “pilot uygulamalar” yaparak esnekliği kendime göstermiş oldum. Evrenin akışını değiştiremiyoruz ancak sayısız ihtimalden birine uyum sağlayabiliyoruz. Ekip olarak ortak şekilde birlikte başardığımızda

Üniversite Döneminde Neden Gönüllü Olmalısınız?

Gönüllü olmak, bireysel ve toplumsal gelişimin en önemli parçasıdır. Son derece basit gibi görünen bu eylem, sadece toplumsal gelişim üzerinde etkili değildir. Aynı zamanda dünyadaki sorunların gelecek nesiller tarafından bir farkındalık olarak sahiplenilmesinde de önemli bir yeri vardır. YGA topluluğu, dünyadaki köklü sorunlarına köklü çözüm getirmek için aktif rol almak isteyen gençleri, bu konudaki temel yetkinliklerle ve kazanımlarla donatır. Global Impact University Programı, bu kapsamda geliştirilen ve üniversitede gönüllü olmak için öğrencilerin sahip olması gereken donanımları sağlayan bir gönüllülük faaliyetidir. Gönüllü Olmak Neden Önemlidir? Gönüllü olmak, toplumsal gelişimin ve dünyadaki sorunların farkındalığı açısından önemlidir. Bununla birlikte gönüllülük faaliyetleri, sadece toplumsal faydanın artırılmasını içermez. Ayrıca birey üzerinde de önemli etkiler gösterir. Mutluluk, sosyal sorumluluk, yaşam doyumu, farkındalık bilinci ve kişisel gelişim bakımından birey üzerinde bir dizi kazanımı beraberinde getirir. Dolayısıyla gönüllük faaliyetleri, kişinin çocukluk yaşlarından yetişkinliğe kadar uzanan yaşamı boyunca birçok açıdan gelişmesini sağlar. YGA programları da bu kapsamda hazırlanmış ve çift kanatlı gençler yetiştirmeye odaklanan programlardır. Eğitim süreci boyunca öğrencilerin donanımlı ve vicdanlı olmalarını sağlamaya yönelik hazırlanan programlardan biri de Global Impact University Programı’dır. Global Impact University Programı, dünyadaki köklü sorunların farkında olan ve sahip olduğu donanımlarla bu sorunları çözmeye hedefleyen gençlere yöneliktir. İnsanlığa faydalı ilkelere imza atmak isteyen gençlerin bir araya geldiği bu program, üniversitede gönüllü olmak isteyen öğrenciler için geliştirilmiştir. Üniversitede gönüllülük faaliyetleri, birçok açıdan bireyin gelişimi üzerinde etki gösterir. Bunlardan ilki dünya sorunlarının farkına varmak ve bu sorunlar karşısında çözüm elde etmek adına yeterli donanım düzeyine ulaşmaktır. Bu kapsamda geliştirilen sosyal sorumluluk projeleri, sadece ilgili alanda yapılan çalışmalar sonucunda elde edilecek faydaları içermez.  YGA’nın Global Impact University Programı, YGA topluluğun bir parçası olarak bu topluluktan maksimum düzeyde verim elde etmeyi vadeder. Bu program, imkanları kısıtlı olmasına karşın hayalleri sınırsız çocukları bilimle buluştururken, öğrencilerin gelecekte seçecekleri kariyer yolları için de önemli mentorluk ve gelişim imkanları sağlar.  Gönüllü Faaliyetlere Katılmanın Faydaları Nelerdir? Gönüllü faaliyetler, bireysel ve toplumsal düzemde birçok faydayı beraberinde getirir. Gönüllülük bağı, zihinsel ve ruhsal iyilik hali, özgüven, sorunlarla başa çıkma yetkinliği, sosyal çevre kazanımı açısından bireyin gelişimin katkı sağlar. Toplumsal anlamda ise eksikliklerin giderilmesi ve toplumun gelişiminde rol oynar.  Özellikle üniversitede gönüllü olmak, yaşamın yeni kazanımlarla dolu bu döneminde pek çok faydayı derinlikli olarak elde etme fırsatı sağlar. Genel olarak gönüllü faaliyetlere katılmanın faydaları şu şekildedir: * Bedensel, ruhsal ve zihinsel iyilik kazandırır. * Gönüllülük bağı oluşturur. * Sosyal çevreyi geliştirir. * Kişiye farkındalık kazandırır. * Kişisel gelişimi olumlu yönde etkiler. * Sorunlarla başa çıkma kabiliyetini artırır. YGA ise gönüllülük faaliyetlerinin bu önemli faydalarının yanı sıra düzenlediği programlara katılan gönüllüleri YGA Hayal Ortağı topluluğu ile buluşturur. YGA Hayal Ortakları topluluğu; bilim insanlarından sanatçılara, akademisyenlerden üst düzey yöneticilere kadar oldukça geniş ve nitelikli bir kitleden oluşur.  Üniversitede Gönüllülük Faaliyetlerine Nasıl Katılabilirsiniz? Üniversitede gönüllü olmak, bireysel olarak kendimizi geliştirmenin ve topluma katkı sağlamanın kıymetli bir yoludur. Gençlik çağlarının başladığı ve artık yetişkin bir bireye dönüştüğümüz bu dönem, sadece eğitim ve öğrenim fırsatlarıyla dolu değildir. Yeni bilgi ve becerilerin kazanmanın yanı sıra üniversite süreci, maddi ya da manevi herhangi bir karşılık beklemeksizin toplum yararına yapılan gönüllük çalışmaları için de ideal bir dönemdir. Üniversitede gönüllü olmak için tercih edilebilecek birçok farklı yarım kuruluşu ve gönüllülük esasına göre faaliyet gösteren kurum ya da dernek vardır. Bununla birlikte gönüllüğün topluma ve kısıtlı erişimi olanlara yönelik etkisi kadar bireysel gelişim üzerinde sağladığı katkı da üniversite sürecinde gönüllü faaliyetlerle katılırken değerlendirilmelidir. YGA, Global Impact University Programı ile dünyadaki sorunların farkına varırken aynı zamanda kendimizi de eşit ölçüde geliştirme fırsatı sunar. Üç aşamadan oluşan bu programda, belli başlı kriterleri yerine getiren gönüllülerin bir sonraki aşamaya geçmesi sağlanır. Gönüllülük İçin Üniversite Dışında Fırsatlar Üniversitede gönüllü olmak, bireysel gelişimi güçlendirirken yeni fırsatların da kapılarını aralar. Daha iyi sosyal ilişkiler kurmayı mümkün hale getirir. Bununla birlikte gönüllülük faaliyetleri, sadece üniversite yaşamı ile sınırlı değildir. Global Impact University Programı, gönüllüleri YGA topluluğu ve YGA tarafından hazırlanan fırsatlarla buluşturur.  YGA Alumni Topluluğu, tam olarak bu hedef kapsamında geliştirilmiş bir projedir. YGA mezunlarının ve YGA çatısı altında gönüllülük faaliyetlerinde bulunanların bir arada bulunduğu bir mecradır. Bu mecra, YGA topluluğuna mensup olanların, YGA tarafından geliştirilen yeni proje ve programları yakından takip ederek dahil olmalarını sağlar. Böylelikle YGA topluluğunun fertleri, en güncel projelerden, gelişmelerden haberdar olabilir. YGA Gönüllüsü Olmak YGA gönüllüsü olmak, donanımlı ve vicdanlı olarak imkanları kısıtlı olan kesimlere destek olmayı gerektirir. YGA gönüllüleri, eğitime erişimi olmayan çocukları teknoloji ve bilimle buluşturur. Dezavantajlı gruplara çeşitli konularda destek olmak amacıyla farklı projelerde yer alır. YGA topluluğunun bir parçası olur ve topluma ya da dünyadaki güncel sorunlara katkıda bulunarak kişisel gelişimini güçlendirir. Eğitim, sosyal yardım, çevre, sağlık, bilim ve kültür-sanat gibi projelerde yer alan YGA gönüllüleri, sadece başkalarına yardım etmez. Aynı zamanda kendilerini de geliştirir ve toplumsal yapıya katkı sağlar.

Çocuklarınız İçin Çift Kanatlı Eğitim Modeli

Çocuklarınız İçin Çift Kanatlı Eğitimin Önemi Nedir? Çift Kanatlı Eğitim, bireysel ve toplumsal gelişimin en önemli yapıtaşıdır. Çocukluk döneminden itibaren başlayan eğitim süreci, toplumsal ve bireysel anlamda maksimum faydanın açığa çıkarılması açısından önemlidir. Bununla birlikte eğitimin doğru şekilde planlanması, çocuklarımızın yetişkin bir birey olma sürecinde önemli bir yere sahiptir. Doğru bir eğitim programı; kişisel ve sosyal gelişim, bilgi ve becerilerin kazanılması, bazı becerilerin geliştirilmesi, eleştirel düşünme ve problem çözme yetkinliklerinin artırılması, ekonomik kalkınma açısından bireyi ilgilendirdiği kadar toplumun genelini de ilgilendirir. Çözüm bulabilen, birlikte çalışabilme yetisi olan ve çevresiyle birlikte ülkesindeki ve dünyadaki problemlere dair farkındalığı yüksek, vicdanlı ve donanımlı bireyler olarak yetişebilmeleri için, çift kanatlı eğitim modeliyle yetişmeleri çok önemlidir. Çift Kanatlı Eğitim Neden Önemlidir ve Nasıl Olmalıdır? Eğitim, bireylerin gelişim sürecini ve toplumsal uyumun niteliklerini belirleyen, bir toplumun gelişmişlik seviyesi üzerinde son derece belirleyici olan faaliyettir. Her şeyden önce çocukluk döneminde olan bireylerin yeteneklerini keşfetmelerini sağlar ve kendi hedeflerini belirleyerek bu hedefler doğrultusunda faaliyetlerde bulunmalarını mümkün kılar. Tam da bu yüzden bireysel gelişimin en önemli parçasıdır. Çoğunlukla birey üzerinden değerlendiriliyor olsa da özellikle çocuk eğitimi, toplumsa gelişmişlik açısından da belirleyici bir unsurdur. Toplumun elde ettiği kazanımların ve ilerlemenin temelinde çocukların çift kanatlı eğitimi yatar. Bu yüzden çocuklara verilen eğitimin; eşit, erişilebilir, kapsayıcı, kaliteli, nitelikli, uygun, etkin ve esnek olması, toplumun tam anlamıyla potansiyeline ulaşması için uygun bir altyapı oluşturur. Bireyin ve toplumun ihtiyaçlarını karşılaması açısından eğitim sistemi, tüm bu faktörleri içermelidir. Doğru bir çift kanatlı eğitim planı, sorgulayabilen ve bireysel anlamda kendini tamamlayabilmiş bir toplum oluşturmanın, sosyal ve ekonomik kalkınma yapıtaşlarının oluşturulması için en önemli unsurudur. Henüz çocukluk çağlarında, bireyin topluma nasıl ve ne şekilde katkı sağlayabileceğini öğretir. Özgüven kazandırır. Çocuğun empati yapma yeteneğini güçlendirir. Özsaygı oluşturarak bireysellik üzerine inşa edilmiş toplum bilinci oluşturulmasına katkı sağlar. Aynı zamanda toplumun her bir ferdinin işbirliği içerisinde uyumlu hareket edebilmesi ve vicdan gelişimi açısından da doğru eğitim planı, hayati bir öneme sahiptir. Çift Kanatlı Eğitimin Çocuklara Katkıları Nelerdir? Doğru eğitim, çocukların bilişsel, duyusal, sosyal gelişimlerini destekleyerek onların hayata hazırlanmasında önemli bir rol oynayan süreçtir. Tüm detaylarıyla doğru şekilde hazırlanmış bir çocuk eğitimi, birçok açıdan fayda sağlar. Özellikle dil ve iletişim becerilerinin geliştirilmesinde eğitim planının rolü son derece büyüktür. Özellikle çocukların vicdanlı bilim ve teknoloji ile buluşması açısından doğru eğitim, olmazsa olmaz konumdadır. Bu çift kanatlı eğitimin çocuklara sağladığı katkıları genel olarak şu şekilde özetlememiz mümkündür: * Çocukların bilişsel yeteneklerini geliştirerek doğa bilimlerine ve sosyal bilimlere olan ilgilerini artırır. * Duyusal gelişimi destekler. Çocukların sosyal bir varlık olmalarını, kendilerini toplumun bir parçası olarak hissedip empati yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı olur. * Kelime dağarcığını geliştirir ve çocukların kendilerini çok daha etkili şekilde ifade etmelerini sağlar. * Matematiksel kavramları, işlemleri ve soyut düşünmeyi öğretir. * Bilimsel düşünme becerilerini geliştirir. * Çocukların duygularını tanımalarını ve ihtiyaç halinde bu duyguları tanımlamalarını mümkün hale getirir. * Çocukların kaba ve ince motor becerilerini geliştirmelerine yardımcı olur. * Vicdan gelişimi için çocukların toplumsal, kültürel ve bireysel  farkındalığının artmasına destek olur. Tüm bunlara ek olarak doğru planlanmış bir çift kanatlı çocuk eğitimi, çocukların farklı kültürlere ve inançlara karşı saygılı bir tutum sergilemesinde önemli yere sahiptir. Doğru bir vicdanlı bilim ve çift kanat eğitimi, çocukların yaşamların boyunca hayatın her alanında başarılı birey olmalarını mümkün hale getiren zemini oluşturur. Çocuklarınızın Çift Kanatlı Eğitim Hayatlarını Nasıl Şekillendirebilirsiniz? Çocuklarımızın eğitim hayatlarını şekillendirmek, eğitimi desteklemek ve teşvik etmekle mümkündür. Bu yüzden çok küçük yaşlardan itibaren eğitim önemi hakkında bilinç kazandırmalıyız. Bununla birlikte çocukların eğitim hayatını şekillendirmede onların temel yetkinliklerini keşfetmenin de rolü büyüktür. Özellikle merak duygusu, yeni şeyler keşfetmeleri konusunda en önemli yardımcılarıdır. Merkak duygusunun gelişimi içinse, vicdanlı bilim eğitiminin rolü çok önemlidir. Bizler de çocuklarımızın merak duygularını teşvik edici tutumlar sergileyerek onların gelişimine katkı sağlayabiliriz. Teknolojik araçlar, okuma alışkanlığı, bilimsel deneyler, kültürel ve sanatsal etkinlikler, öğrenmeyi eğlenceli hale getirecek bilimsel faaliyetler çocuklarımızın geleceklerini şekillendirme konusunda oldukça ufuk açıcıdır. Çift Kanatlı Bireyler Geliştiren YGA Programları YGA, çocuklarımızın gelişimine odaklanan ve onların nitelikli bir eğitimle buluşmalarını sağlayan projeler ile her zaman çocukların, öğretmenlerin ve ailelerin yanındadır. Bu doğrultuda YGA tarafından geliştirilmiş ve çift kanatlı çocuk eğitiminin önemi hakkında teşvik edici birçok önemli proje mevcuttur. Bu projelerden ikisi Global Impact High School Programı ve Bilim Seferberliği Projesidir. Programın amacı çocuk eğitimi için en önemli parçaları bir araya getirerek, dünyadaki sorunlara hakim olan bir nesil oluşturmaktır. Ekiple birlikte hareket edebilme yetkinliği, yeni teknolojiler geliştiren, karşılaştığı problemleri bilimsel metotlarla çözüme kavuşturan çocukların yetiştirilmesini hedefleyen Global Impact High School Programı, toplumun her katmanından lise öğrencileri için oluşturulmuştur. Bilim Seferberliği ise, en parlak gençlerin, en dezavantajlı çocuklara bilim ve teknolojinin özünü götürdüğü bir sosyal kalkınma modelidir. Türkiye’nin her köşesindeki ihtiyaç sahibi okullara son teknoloji bilim setleri gönderilerek erken yaşta bilimle buluşturulan çocuklar, günümüzün sorunlarına teknoloji temelli köklü çözümler üretmeye çalışırlar. Dezavantajlı okullara Bilim Seti gönderilmesi, öğretmen eğitimi, bilim seansları ve bilim kampları ve mentorluk programı ile imkanları sınırlı, hayalleri sınırsız çocukları erken yaşta STEM eğitimiyle buluşturulmasına olanak sağlar.

Çocuk ve Vicdanlı Bilim: Çocuklara Bilimi Nasıl Sevdirebilirsiniz?

Çocuklar İçin Vicdanlı Bilim Nedir? Bilim, merakla başlar. Tıpkı çocukların dünyayı tanımaya çalışmaları gibi. Özellikle okul öncesi dönemde, çocuklar çok hızlı bir gelişim sürecinden geçer. Bu süreç, okul çağıyla birlikte eğitim ve öğrenimle pekiştirilir. Çocuklar bu dönemde, duyuları aracılığıyla yeni algılar keşfederler. Yeni algılar, yeni bilgiler demektir. Sorular sorma, sorgulama yapma, gözlemle sonuç elde etme çocukların doğal eğilimleridir ve hepsinin arkasında merak duygusu yatar. Çocuk gelişiminin bu en önemli döneminde, çocuklarımızı bilimle buluşturmak, onların akademik, duygusal ve kültürel zekâ gelişimini desteklemek için hayati önem taşır. Bunu yaparken, çocukların zihinsel gelişimlerini sağlarken, vicdanlarını da geliştirmek, onları çift kanatlı, hem donanımlı hem de vicdanlı bireyler olarak hayata kazandırmak için önemlidir. Bilim ve teknoloji, büyük etki yaratma potansiyeline sahip güçlü kaldıraçlardır ve bu kaldıraçların vicdanlı insanların ellerinde olması kritik öneme sahiptir. Vicdanlı bilim, bu noktada odağa alınması gereken temel bir prensiptir. Özellikle 0-6 yaş aralığında çocuklar, çevrelerinde gördükleri hemen her şeyi merak eder. Sorular sorar ve gerçeklikleri keşfetmeye odaklanır. Bu, merak dürtüsünün, yani bilimsel gelişimin ilk adımıdır. Bilim ve merak, çocuklarda ilk kez bu yaşlarda bir araya gelir. Ergenlik döneminin sonuna ve bazen de yetişkin haline dönüşen çocuğun tüm yaşamına, bu merak duygusu eşlik eder. Yapılan çalışmalar, çocukların yetişkinlik dönemlerinde 14-15 yaşına kadar karşılaştığı meslekleri tercih ettiğini göstermiştir. Bu yüzden vicdanlı bilim eğitimi, mutlaka çocukluk döneminde başlamalıdır. Geleceğimiz olan çocuklarımızın, bilimle erken yaşlarda tanışmasını sağlamak birçok açıdan toplumsal avantaj sağlar. İnsanlığın problemlerine köklü çözümler üretecek ilkleri hayata geçirebilmeleri için çocukları erken yaşta vicdanlı bilimle buluşturmak çok önemlidir. Çocuklar için Vicdanlı Bilim Eğitiminin Önemi Nedir? Çocuklar için vicdanlı bilim eğitimi, birçok açıdan önem arz eder. Her şeyden önce bireysel olarak bilim, çocukların geleceklerini şekillendirme konusunda destekleyicidir. Yeni kapılar ve ufuklar açarak çocuklarımızın gelişimini destekler. Merak duygularının ve yeni şeyler keşfetme isteklerinin beslenmesinde önemli bir yere sahiptir. Çocukların bir metoda, neden-sonuç ilişkisine bağlı olarak dünyayı ya da merak ettikleri şeyleri anlamalarını sağlar. Bunun yanı sıra çocuklar için bilim eğitimi, bireysel faydanın dışında toplumsal anlamda da önemli faydalar sağlar. Bu doğrultuda bilim ve çocuk ilişkisi, toplumun gelişmişlik düzeyi ve bilimsel konulara olan genel yaklaşımı kapsamında belirleyici bir faktördür. Çocuklarımızı erken yaşta bilimle tanıştırmak; gelecekteki mühendislerimiz, bilim insanlarımız, yenilikçi teknolojiler geliştiren çift kanatlı rol modeller olabilmeleri açısından önemlidir. Çocuklara Vicdanlı Bilim Eğitimi Nasıl Verilir? Çocuklar için vicdanlı bilim eğitimi, toplumun ve çocuklarımızın geleceği için hayati bir öneme sahip olmakla birlikte mutlaka doğru şekilde planlanmalıdır. Küçük çocuklar, dünyayı anlamaya ve çevresinde olup biteni kavramaya çalıştıklarında çoğunlukla basit ilişkiler kurmaya odaklanır. Bu durum, ilerleyen yaşa bağlı olarak daha kompleks bağlantılar üzerinden çevrenin keşfedilmesine evrilir. Tam da bu yüzden çocuklar için bilim eğitimi, tek bir düzlem üzerinde değerlendirilemez. Çocuğun yaşı ve içerisinde bulunduğu gelişim çağı, bilimsel eğitimin içeriği belirlenirken mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Çocuklarımıza iyi bir bilimsel eğitim vermek istiyorsak, bu noktada kesinlikle çocuğun yaşına ve ilgi alanlarına uygun olacak şekilde çift kanatlı bir eğitim yöntemi izlenmelidir. Her bir çocuğun özel olduğunu unutmadan doğrudan onların ilgi alanlarına odaklanmamız, bilimin eğlenceli yanlarını keşfetmelerini sağlar. Ayrıca çocukların bilimsel öğrenme sürecinin bir parçası olmasını sağlamak, biz çocukları bilime teşvik etmek isteyen yetişkinlerin en önemli görevlerindendir. Çocuklarımızın kendi kendilerine deney yapmalarını sağlayarak ve bu deney sonucunda elde edilenleri doğrudan keşfetmelerini mümkün kılacak bir ortam oluşturarak, bilimsel gelişimlerine katkı sunmamız mümkündür. Bunlara ek olarak bilimi gündelik yaşama taşımak, bilim seti gibi araçlardan faydalanmak ya da çocuklarımızı sorgulamaya teşvik ederek sorgulayıcı bir zihne sahip olmalarını sağlamak, çocuklar için bilim serüvenini destekleyecek unsurlardır.  YGA Bilim Seferberliği’yle birlikte Twin bilim setleriyle 1 milyon çocuk teoriyi pratiğe, projeye, bir çıktıya dönüştürüyor. Elleriyle deneyler yapıyorlar. Böylece hem sosyal hem de duygusal becerilerini gelişiyorlar. Çocuğun Bilime ve Teknolojiye Olan Merakı Nasıl Arttırılır? Çocuklarımızı erken yaşlarda bilim ve teknoloji ile buluşturmak istiyorsak, her şeyden önce onlara örnek, rol modeller olmalıyız. Bunların yanı sıra çocukları sürekli olarak bilimsel aktiviteler içerisine dahil etmek ya da bilimsel metotların öğrenimini hızlandıran araç setleri ile gelişim süreçlerine destek vermek, onlar üzerinde teşvik edici bir etki oluşturacaktır. Bilimle ilgili kitaplar, bilim etkinlikleri, deneyler, bilim müzeleri ve elbette bilimi sevdiren projeler, çocuklarımızın bilimle çok daha verimli şekilde kucaklaşmasını sağlayacaktır. YGA’nın Bilim Seferberliği’yle ulaştığı bir milyona yakın çocuğun bilime olan ilgileri, YGA gönüllüleriyle yapılan bilim atölyleri sonrasında %97 artmıştır.* Öğrenciler çevresel farkındalık kazanıyor, yaratıcı düşünme ve problem çözme becerilerini geliştiriyorlar. Bir YGA girişimi olan Twin Science ile bilim setleriyle yaptıkları projeler, yaratıcılıklarını ve araştırma isteklerini artırıyor. Bu sayede, yaşamlarına yayılan bir problem çözme bakış açısı ve sürdürülebilir çevre bilinci ediniyorlar. Bilimle İlgili Kitap ve Dergiler Çocukluk yaşlarında okunan her kitap, özel bir bağın gelişmesinde zemin oluşturur. Çocuklar için bilim kitapları, çocuklarımıza bilim sevgisi kazandırma açısından hayati bir rol üstlenir. Bu kitaplar, sadece bilim hakkında bilgi vermez. Aynı zamanda bilimsel bilginin nasıl açığa çıkarılacağı konusunda çocuklara bir metodu takip etme yetkinliği kazandırır. Merak duygularını geliştirir ve yeni şeyler keşfetme konusunda çocuklarımızı destekler. Bilim Etkinlikleri ve Deneyler Bilim ve eğitim, gündelik yaşama uyarlanabildiğinde çocuklarımızın bilime olan ilgilerini artırmamız çok daha kolaydır. Gündelik yaşama dair deneyler, daha kompleks içeriğe sahip deneylerin yapıldığı bilimsel etkinlikler, çocuklarımızın bilimle kucaklaşmasında destekleyici rol üstlenir. Özellikle okul çağında bilim eğitimi açısından bilim etkinlikleri ve deneyler, oldukça teşvik edicidir. YGA’nın Çocuklara Vicdanlı Bilimi Sevdiren Projesi YGA, çocuklara bilimi sevdirmek amacıyla başlattığı “Bilim Seferberliği” projesi ile Türkiye’nin her köşesindeki çocuklarla bilim setlerini buluşturuyor. YGA’nın Bilim Seferberliği Projesi, öğrenci ve öğretmenlerin bilime ilgisini artırıyor. Bilim Seferberliği gibi projelere katılım, öğretmenler üzerinde derin ve çok yönlü etkiler yaratıyor. Türkiye’nin en parlak gençlerinin ve en dezavantajlı çocuklara bilimi götürdüğü bu proje, çocukların bilimi eğlenerek öğrenmeleri açısından teşvik edici olmasının yanısıra çift kanatlı rol modellere tanıklık etmeleri açısından da kıymetlidir. Mesleki gelişimleri üzerinde olumlu bir etki yaratarak, öğretmenlerin kendi mesleki pratiklerine ve kariyerlerine olan bakış açılarını yeniden şekillendiriyor. Öğretmenler, öğrencilerine sundukları bilgi ve deneyimlerle daha doğrudan ve anlamlı bir etkileşim kurma fırsatı buluyorlar. İnovatif yaklaşımları ve yenilikçi projeleri teşvik eden bilim setleri, günümüz sorunlarına çocukların erken yaşta teknolojik yaklaşımlarla çözüm üretmelerini sağlıyor.  Bu vizyonla YGA, hiçbir meraklı zihin geride kalmayana dek sürecek bu seferberlikle, Türkiye’de 5 milyon çocuğu vicdanlı bilimle buluşturmak için çalışmalarına devam ediyor. Bilim Müzeleri Bilim müzeleri, çocukların bilimle tanışmasını ve bilimsel düşünme becerilerini geliştirmesini sağlayan harika birer aktivite alanlarıdır. Bilimin