Endişeden Özgüvene: Defne’nin 3 Yıllık YGA Yolculuğu

Yazı Başlıkları 3 yıl önceki ilk zirvemi düşününce aklıma ne o zamanki konuşmacılar, ne de söylenenler geliyor. Beni en çok etkileyen şeyin bordo sweatli öğrenciler olduğunu hatırlıyorum. YGA’yı yakından tanımadan önce başvurma amacım bilim sahalarına katılabilmek, give back yapabilmekti. Zirve’deyse anladım ki aslında burada çok daha derin bir amaç yatıyor, YGA ekosisteminin içindeki  gönüllülerin samimiyeti beni derinden etkiliyor. Zirve’nin ardından programlara başvururken de kök sebebim bu güven ve öğrenme ortamının, samimiyetin bir parçası olabilmekti. Amaçladığım bu give back’i bilim sahalarında yaparken benim gibi yüreği heyecan, merak ve köklü değişimlerin peşinde olan insanlarla birlikte çalışmak en büyük motivasyonum oldu. YGA’yı Farklı Kılan Şey: Sürdürülebilirlik Lise hayatım boyunca birçok STK, proje ve etkinlikle tanıştım ve bence YGA’yı farklı kılan en önemli şey sürdürülebilirlik. Burada kimse günü kurtarmaya çalışmıyor, sürdürülebilir ve köklü çözümler bulmaya odaklanıyor. Örneğin bilim sahalarında YGA sadece Twin setlerini ulaştırıp çekilmiyor, gönüllü öğrencilerin oradaki çocuklara rol model olması için imkanlar sağlıyor, öğretmenleri programa dahil ediyor onların da gelişimlerini takip ediyor yani amaçlanan etki birçok kanattan destekleniyor. Veya YGA Programları’nda bizler çoğu projede yapıldığı gibi birkaç seminer alıp dağılmıyoruz, her hafta farklı konular üstüne sohbetler ediyor, uzun süreli gelişimimizi gözlemliyoruz. Beklenti ve Gerçeklik: İki Yönlü Bir Dönüşüm Ben YGA’da give back yapabileceğim, benim gibi köklü sorunlara köklü çözümler arayan yol arkadaşlarımla tanışabileceğim bir ekosistem bekliyordum. Evet bunları buldum ama hiç düşünmediğim etkenlerle de karşılaştım. Örneğin ben YGA’da bu kadar değişip gelişebileceğimi, YGA programlarında asıl odaklanacağımız şeyin kendimiz olduğunu bilmiyordum. Özetle YGA’da dünyayı değiştirecek kadar cesur olmayı beklerken aynı zamanda kendimi tanıyacak kadar da insightful olmayı öğrendim. Öncesi ve Sonrası: Bir Dönüşüm Hikayesi YGA’dan önce Defne kendinden pek de emin olmayan, başarısızlıklarında kolayca endişeye düşen, umutlu olmasının yanı sıra bu umudu nasıl kullanacağını bilmeyen bir Defne’ydi. YGA sonrası Defne özgüveni yüksek, başarılarına odaklanan ve kendini takdir etmeye değer veren, başarısızlıklarını bir öğrenme havuzu olarak gören birine dönüştü. Give Back: İçten Başlayan Bir Yolculuk Give back benim için ilk önce içten başlıyor. Sahip olduğun şeyleri öncelikle fark edebilmek ardından kendini bu sahip oldukların için appreciate edip başkalarının da bundan faydalanmasını sağlamak. Bir arkadaşıma da bir büyüğüme de bilim sahasındaki bir çocuğa da give back yapmanın mümkün olduğuna inanıyorum. Eşitsizliğin artarak ilerlediği dünyamızda sahip olduğumuz zamanı, mutluluğu, en önemlisi de umudu paylaşarak bu eşitsizliği kapatmaya çalışmak. Bilim Seferberliği: Köklü Soruna Köklü Çözüm YGA’da hep köklü sorunlara köklü çözümler diyoruz. Bence Bilim Seferberliği bunun en güzel örneklerinden. Benim için Bilim Seferberliği’nin bu kadar önemli olmasının sebebi, sadece deprem bölgesindeki birkaç çocuğa bilim seti göndermekle kalmıyor olmamız. Gerek gönüllü olarak sahaları ziyaret edip oradaki çocuklara rol model olmak olsun, gerek ilgili öğretmenlerin rol model öğretmenler programına katılıp takiplerinin yapılması olsun, gerekse Twin platformunun sürekli olarak geliştirilmesi, kendini yenilemesi olsun. Bunların hepsi Bilim Seferberliği’nin eğitim eşitsizliği gibi köklü bir soruna kalıcı, köklü ve yürekten gelen bir çözüm bulması. Tabii bir de benim için taşıdığı kişisel önem var. Özellikle eğitim eşitsizliğini dert edinen bir YGA’lı olarak sahalarda çocukların gözlerindeki ışıltıyı görmek benim YGA’da en keyif aldığım nokta diyebilirim. Bazen sahip olduğumuz umudu deprem bölgesine taşıyoruz, donanımımızla give back yapıyoruz. Bazense çocuklardan ve öğretmenlerden aldığımız öğrenme aşkıyla, hayallerle ve umutla güçlenip yolumuza daha da emin adımlarla devam ediyoruz. RMÖP Stajı: Etkinin Her Yönünü Görmek Bilim sahalarında zamanın nasıl geçtiğini unutan biri olarak bu staja kendimi çok bağlı hissettim. Sahada gönüllülerle yaptıklarımızın yanı sıra köklü değişimlerin öncüsü olan öğretmenlerimizle de çalışıp Bilim Seferberliği’ni her kanattan gözlemleyerek bu büyük etkiyi daha da iyi anladım. Özellikle hem öğretmenlerle iletişim halinde olup onlardan gelen yorumları ve teşekkürleri dinlemek aynı zamanda işin arka planında yarattığımız bu etkinin verisiyle ve sayılarıyla çalışmak çok hoşuma gitti. Defne’nin hikayesi, YGA’nın sadece bir gönüllülük platformu değil, aynı zamanda gençlerin kendi potansiyellerini keşfettiği bir dönüşüm ekosistemi olduğunu gösteriyor. Sen de bu yolculuğun parçası olmak istersen, YGA seni bekliyor. YGA’lı olmak için yga.org.tr adresini ziyaret et.

Teknoloji ve Bilimde İlham Veren Rol Model YGAlılar

Yazı Başlıkları Teknoloji ve bilim dünyasında geleceği şekillendiren en önemli güçlerden biri, topluma ilham veren rol modellerdir. Rol modeller, inovatif başarıları ve topluma sağladıkları katkılarla gençlerin yolunu aydınlatır, onlara ilham olur. YGA olarak gençleri hem ilham veren rol modeller ve liderlerle dolu bir ekosistemle buluşturuyor hem de kendilerinin de topluma örnek teşkil eden birer birey olmalarını destekliyoruz.  Mezunlarımız, sosyal faydayı merkeze alan projeleri ve öncü yaklaşımları ile yeni nesillere rehber oluyor. İlham veren rol modeller, yalnızca teknoloji ve bilimde başarı hikâyeleri yazmakla kalmıyor, toplumsal dönüşümün de mimarları oluyor. Dilerseniz YGA mezunlarının liderlik ettiği bu ilham verici yolculuğu birlikte keşfedelim.  Gençlere İlham Veren YGA Mezunları YGA mezunları, ilham veren rol modeller olarak topluma dokunan projelere imza atıyor. YGA’nın “çift kanatlı liderlik” felsefesini benimseyen mezunlarımız hem yetkin hem de vicdani liderler olarak kariyerlerinde fark yaratıyor. Bilimden teknolojiye, eğitimden sosyal sorumluluğa kadar pek çok alanda hayata geçirdikleri projelerle gençlerin kendi yollarını bulmalarına ve cesaretle hayallerine ulaşmalarına yardımcı oluyorlar. Twin Science Kurucu Paydaşı & CEO’su Asude Altıntaş Güray  Twin Science’ın kurucu ortağı ve CEO’su Asude Altıntaş Güray,  eğitimde fırsat eşitliğini ve bilimin erişilebilir olmasını hedefleyen bir sosyal girişimci. Kariyerine YGA gönüllüsü olarak başlayan genç iş insanı, sosyal girişimcilik yolculuğu ile kariyerini inşa etti. ODTÜ İşletme mezunu olan Asude, Stanford Üniversitesi’nde sosyal girişimcilik üzerine eğitim aldı.  Asude Altıntaş Güray’ın liderliğindeki Twin Science, çocuklara STEM (bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik) alanında farkındalık kazandırarak onların yaratıcılıklarını ve problem çözme becerilerini geliştirmeyi amaçlıyor. Çocukların eğlenerek öğrenmesini sağlayan bilim setleri ile bilimin eğlenceli ve keşfedilebilir bir alan olduğunu herkese gösteriyor.  UP School Kurucu Paydaşı & CEO’su Mina İlköz Demirtaş Mina İlköz Demirtaş, kadınların teknoloji dünyasında daha güçlü bir varlık göstermesini sağlamak için öncü çalışmalar yürüten bir girişimci. Sabancı Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun olan Demirtaş, kariyerine Turkcell’in kitlesel fonlama platformu Arıkovanı’nda başladı. Ardından YGA’da pazarlama ve kurumsal iletişim alanında profesyonel olarak iki yıl çalıştı. Bu süreçte elde ettiği deneyimler, onu teknoloji alanında kadınların temsilini artırmak için harekete geçmeye yönlendirdi. Mina İlköz Demirtaş’ın 2020 yılında kurduğu UP School, kadınların teknoloji alanında eğitim almasını ve kariyer yapmalarını destekleyen öncü bir platform. UP School, NASDAQ Girişimcilik Merkezi tarafından seçildikten sonra Times Meydanı’nda yer alarak uluslararası düzeyde tanınırlık kazandı. Şimdiye kadar 3.000’den fazla kadına teknoloji eğitimi sağlayan kurum, kadınları geleceğin teknoloji dünyasına hazırlayarak onlara güçlü bir temel sunuyor. Mina, bu girişimle kadınların teknoloji sektöründe liderlik pozisyonlarına gelmelerini sağlıyor.  WeWalk Kurucu Ortağı Gökhan Meriçliler Gökhan Meriçliler, görme engellilerin bağımsız hareket edebilmesini destekleyen teknoloji girişimi WEWALK’un kurucu ortaklarından biridir. ODTÜ Maden Mühendisliği mezunu olan Meriçliler, YGA’daki gönüllülük süreci boyunca hem teknoloji hem de toplumsal faydayı merkeze alan çalışmalar geliştirdi. Gökhan Meriçliler’in liderliğinde geliştirilen WEWALK, görme engelliler için akıllı baston teknolojisiyle dünya çapında ses getirdi. Akıllı telefonlarla entegre çalışan bu baston, çevresel farkındalığı artıran sensörleri ve navigasyon özellikleriyle engelleri aşmayı mümkün kılıyor. WEWALK, Time dergisi tarafından yılın en iyi icatlarından biri seçildi; projeyle birlikte sosyal fayda odağındaki teknolojilerin potansiyeli tüm dünyaya gösterildi. Gökhan Meriçliler, teknolojiyi sadece bir araç olarak değil, toplumsal dönüşümün güçlü bir unsuru olarak konumlandırıyor. YGA’nın çift kanatlı liderlik yaklaşımını benimseyerek, hem mühendislik bilgisini hem de vicdani sorumluluğunu toplum yararına kullanıyor. Gençlere, teknolojiyi insanlık için iyiye kullanmanın mümkün ve gerekli olduğunu gösteren ilham verici bir rol model olarak yol açıyor. Teknoloji Dünyasında Yükselen Yıldızlar: Genç Mucitler ve Girişimciler Teknoloji dünyasında güçlü bir varlık gösteren genç mucitler ve girişimci adayları, inovatif vizyoları ve cesaretleri ile geleceğin şekillenmesinde önemli bir rol oynuyor. Genç yaşta büyük başarılara imza atan bu isimler, sosyal sorunlara çözümler sunarak topluma ilham veriyor. YGA mezunları arasında teknoloji dünyasında fark yaratan birçok genç lider yer alıyor.  İlham veren rol modeller arasında yer alan genç girişimciler, inovatif projeleriyle dünyayı daha iyi bir yer hâine getirirken gençlere de örnek oluyor. Başarı hikâyeleri, gençlere kendi yollarını bulmaları ve hayallerini gerçekleştirmeleri için umut aşılıyor.  Başarılarıyla Dünyayı Değiştirenler Rol Modeller Gerçek rol model olabilecek kişiler, sadece kişisel başarılarıyla değil, topluma sundukları değerlerle de fark yaratmalıdır. Daha iyi bir gelecek için kolları sıvayan liderler, imza attıkları yeniliklerle topluma fayda sağlarken ilham veren rol modeller olarak başarılı birer liderlik örneği de sunarlar. Zira gerçek bir rol model olmak, başkalarının potansiyelini ortaya çıkarmalarına, onlara ilham vermelerine ve yolculuklarında destek olmalarına da yardımcı olmaktan geçer.  Gençler için doğru rol model seçmek, onların gelişim yolculuğunda büyük fark yaratabilir. YGA mezunları, gençler için güçlü rol modellerdir. YGA mezunlarının başarıları ve vizyonu, gençleri kendi potansiyellerini keşfetmeye ve bu gücü toplumsal faydaya dönüştürmeye teşvik ediyor. İlham veren rol modeller hem kişisel başarıları hem de topluma kattıkları değerler ile yeni nesillerin yoluna ışık tutmaya devam ediyor.  

Motivasyon ve Çapayı Bulmak

Günümüzde “motivasyon eksikliği” sıkça duyduğumuz bir kavram. Pek çok insan, hedeflerini ve hayallerini gerçekleştirecek enerjiyi bulamadığından yakınıyor. Oysa motivasyon, insanı belli bir amaç uğruna çalışmak için ayağa kaldıran güç, bir güdü olarak tanımlanır. Hırs, umut gibi pek çok farklı kaynaktan beslenebilir; ancak derinde yatan o “kalp atışını hızlandıran” iç kuvveti bulmak, bizi asıl ileriye taşıyan unsurdur. Kalbinin neden hızlandığını bilen birinin, motivasyonu da kalıcı olur. Bu yazıda, motivasyonun temellerinden başlayıp, onun nasıl sağlanabileceğine ve motivasyon stratejilerine kadar kapsamlı bir yolculuğa çıkacağız. Motivasyon Nedir? Motivasyon, kimi zaman dış etkenlerden (ödüller, övgüler, sosyal çevre) kaynaklansa da esas gücü kişinin özünde yatan ve ona “niçin bu işi yapmalıyım?” sorusunun cevabını veren nedenden alır. İçsel (intrinsic) motivasyon: Kişinin kendi değerleri ve tutkuları doğrultusunda, içinden gelen bir dürtüyle harekete geçmesidir. Dışsal (extrinsic) motivasyon: Ödül, takdir veya toplumsal onay gibi dış etkenler sayesinde harekete geçmedir. Sosyal Motivasyon: İnsan sosyalleşerek büyür ve gelişir. Ait olma ihtiyacı, takım ruhu, toplumun refahı veya sosyal çevreden alınan destek, motivasyonu artırabilir. Burada önemli olan, kalp atışlarımızın ne için hızlandığıdır. Çünkü içsel motivasyon, kişiye sürdürülebilir bir enerji sağlayarak, mücadeleci ruhunu canlı tutar. Hangi işi yaparsak yapalım, ona anlam katmamızı, o işe sarılmamızı sağlayan şey motivasyondur. Motivasyon Nasıl Sağlanır? Peki kalp atışlarımız ne için hızlanır? Nasıl motive oluruz? Bireye mücadeleci ruhu veren, tüm zorluklara rağmen iç motivasyonuyla hareket etmesini sağlayan, belirsiz anlarda özellikle de denizde dalgalar yükseldiğinde gemimizi kontrol etmeyi kolaylaştıran nedir? Bu anlarda gemiyi dik tutan, çapadır. Çapa attığımız değerler, yaptığımız tüm aksiyonların temelinde nasıl amaçla yola çıktığımızı bize hatırlatarak “main thingi” kaybetmememize yardımcı olur. Kalp atışlarımızı hızlandıran bir amaç veya “çapa” bulmak, motivasyonun en etkili yoludur. Çünkü motivasyon eksikliği olarak adlandırdığımız durum, çoğu zaman “derin bir amaçtan” yoksun olmamızdan kaynaklanır. Gemiyi dalgalı denizlerde dik tutan çapa gibi, hayatımızda da kendimize sağlam bir “değerler bütünü” bulmamız gerekir. Bu değerler, yaptığımız her işin temelindeki asıl sebebi bize hatırlatır. YGA Zirvesi 2024’te Prof. Dr. Mehmet Toner’in bahsettiği gibi, “amaç” ile “hedef” birbirinden farklıdır. Hedefler zaman içinde değişebilir ve sizi amacınıza ulaştıran küçük basamaklardır. Amaç ise uzun soluklu bir yolculuk ister ve “son hedef”inizdir. Çapanızı doğru değerlere attığınızda, sizi başarının kibrine ve başarısızlığın umutsuzluğuna kapılmadan koruyacak bir iç dengeye sahip olursunuz. Bu amaçlar, çapa atılan değerler “Ben şu olmak istiyorum” değil de “Dünyada buna ihtiyaç var.“ bakış açısıyla, saf bir niyetle inşa edildiğinde kişinin küçük çıkarları aradan çıkar ve amaç anlam kazanır. Bu, zihninizde büyük bir resim canlanmasını sağlar. Amaçlarınız ne kadar anlamlı ve büyük resme hizmet ediyorsa, motivasyonunuz o kadar güçlü olacaktır. Hedefleri, o amaca ulaşmak için belirlediğiniz süreç adımları olarak görmelisiniz. Değişebilir, esneyebilir ama amacınız uzun vadede size yön vermeye devam eder. Sizi harekete geçiren şey gerçekten derin bir anlam taşıyorsa, dış koşullardan etkilenmeniz zorlaşır. Motivasyonun gerçek kaynağı, kalpten bağlı olduğunuz bir şeyin varlığıdır. Bu, “ben şu olmak istiyorum” demekten öte, “ben şu değer için çalışmak istiyorum” diyebilmektir. İç Motivasyonumuzu Nasıl Koruyacağız? Değerlerimizi inşa etmeye başladıkça karşımıza çıkan en önemli sorulardan biri de bunu hayatımızda uygulayabilmek. Nasıl olur da insan iş yerinde en yoğun olduğu anda veya sınavın ortasında da kendi çapasını hatırlar, inandığı değerlerden güç alır? Atatürk’ün ilham verici bir sözü var: “Hiçbir şey yolunda gitmedi, hiçbir şey de beni yolumdan etmedi” Özgüvenli, güvenini ve gücünü özünden alan birey; koşullardan etkilenmez, koşulları etkiler. İşte bu koşulları etkilemek içinse iç motivasyonu koruyor olmak ciddi önem arz ediyor.  Kısacası motivasyon, her zaman coşkulu ve yüksek bir enerji hali değildir. Asıl mesele, fırtınalı günlerde bile rotayı hatırlamak ve çapamızı sağlam bir şekilde değerlere atmaktır, böylece dış koşullar değişse de iç pusula asla sapmaz.  Gerçek motivasyon, dış koşullar değil, içsel duruşla ilgilidir. Yol ne kadar zorlu olursa olsun, çapan değerlerinse; yönünü asla kaybetmezsin.

İnovatif Bakış Açısı: Yaratıcı Düşünme Nedir?

Hayatın her alanında karşımıza çıkan zorluklar, bizleri çözüm üretmeye ve yeni yollar aramaya yönlendirir. Bu noktada bazen farkında bile olmadan kullandığımız yaratıcı düşünme gücü imdadımıza yetişir. Yaratıcı düşünmenin sadece sanatçılara ya da bilim insanlarına özgü bir beceri olduğu düşünülebilir. Ancak yaratıcılık, hepimizin içinde var olan, doğru zamanda ortaya çıkmayı bekleyen bir potansiyeldir. İnovatif bakış açıları geliştiren bireyler hem iş dünyasında hem de günlük yaşamlarında bu potansiyeli kullanarak kendilerini ve çevrelerini dönüştürebilir.  Yaratıcı Düşünme Nedir? Yaratıcı düşünme, alışılmış kalıpların dışına çıkarak farklı ve yenilikçi çözümler üretebilme becerisidir. Sıradanın ötesine geçerek olaylara yeni bir perspektifle bakmamızı sağlar.  Bu düşünme biçimi, yalnızca doğuştan gelen bir yetenek değil, öğrenilebilen ve geliştirilebilen bir beceridir. Yaratıcı düşünmek, yalnızca soyut ve kimsenin aklına gelmeyecek, uç fikirler üretmek anlamına gelmez. Yaratıcılık, içinde bulunduğumuz koşullarda içgörüleri doğru bir şekilde okumak ve bu içgörüler arasında bağlantılar kurmakla gelişir. Bu sebeple içinde bulunduğumuz durumları çok yönlü değerlendirmek, eski deneyimlerimizden öğrendiklerimizle kıyaslamalar yapmak ve en önemlisi “bu durumu geliştirmek için ne yapabilirim” bakış açısıyla yaklaşmak daha inovatif fikirler geliştirmekte yardımcı olabilir. Yaratıcı Düşünmek Neden Önemlidir? Bilim insanları, tıpkı Sanayi Devrimi’nin insan gücünü geri plana atması gibi, yapay zekanın da insan zekasını bazı alanlarda aşacağını öngörüyor. Bilgiye insanlardan daha hızlı erişim sağlaması ve karmaşık analizleri gerçekleştirebilmesi yönüyle yapay zeka, tahminler yapabiliyor ve insanlardan çok daha hızlı karar verebilme yeteneğine de sahip. Bu durumda artık çalışkan ve zeki olmanın eski önemini yitirdiği, yaratıcılık ve iyi niyetin önem kazandığı bir hayat bizleri bekliyor. YGA’da da özellikle toplumdaki köklü sorunları çözerken de yaratıcı, “pırlanta” gibi fikirler önem kazanıyor. Bunun için içgörüleri doğru yorumlayarak gelişim yaratacak bakış açıları arıyoruz.  Yapay zeka bir araç olarak hayatlarımızı kolaylaştırsa da geleceğin önemli meslekleri, hayal gücü yüksek, etik değerlere sahip ve dünyayı iyilikle şekillendiren insanlar ile biçimlenecek. Bu bakış açısıyla hareket eden bireyler, yalnızca problemi çözmekle kalmayıp, daha özgün ve sürdürülebilir çözümler üreterek geleceği şekillendirme fırsatı da bulacaklar. Yaratıcı Düşünmede İnovatif Bakış Açısının Önemi Yaratıcı düşünme ve inovasyon, mevcut durumu farklı bir perspektiften değerlendirme ve sınırları zorlayarak yenilikçi fikirler ortaya koyma becerisidir. İnovatif düşünmek, statükoyu sorgulayıp alternatif yollar keşfetmeyi ve bu sayede daha etkin çözümler üretmeyi mümkün kılar. Yenilikçi Bir Zihnin: Yaratıcı Düşünmenin Aşamaları Nelerdir? Yaratıcı düşünme, genellikle aniden gelen ilham anları olarak görülse de aslında belirli aşamalardan geçerek olgunlaşır. Bu aşamalar, zihnimizin farklı alanlarını harekete geçirerek bizi yeni fikirler üretmeye yönlendirir. Yaratıcı düşünme aşamaları, problem çözme ve inovatif düşünme süreçlerinde büyük önem taşır. Bu aşamalar, yaratıcı düşünmenin yapı taşlarını oluşturur. Bu süreci bilinçli bir şekilde yöneterek daha etkili ve yenilikçi çözümler geliştirebiliriz.  Yaratıcı Düşünme Teknikleri Nelerdir? Yaratıcı düşünerek fikir üretme ve yenilikçi çözümler bulma sürecini destekleyen belirli teknikler vardır. Bu teknikler, zihni uyararak yeni bağlantılar kurmayı, sorunları farklı perspektiflerden görmeyi ve yaratıcı çözümler geliştirmeyi sağlar. İşte yaratıcı düşünmeyi destekleyen en etkili tekniklerden bazıları: Yaratıcı düşünme teknikleri, fikir geliştirme sürecinde oldukça etkili araçlardır. Bu yöntemleri kullanarak daha yenilikçi ve özgün çözümler üretebilir, her türlü problemi farklı açılardan değerlendirerek çözme becerinizi artırabilirsiniz. Yaratıcılığınızı Geliştirmek İçin Neler Yapabilirsiniz? Yaratıcılık ve yaratıcı düşünme, geliştirilebilen ve üzerinde çalışılabilen becerilerdir. Herkesin içinde var olan bu potansiyeli açığa çıkarmak için şunlar yapılabilir:  YGA Girişimlerinde de “birlikte bir ilke” mottosunun peşinde, köklü sorunlara köklü çözümler getirebilecek yaratıcı ve bir o kadar anlamlı “pırlanta fikirler” geliştirmeye çalışıyoruz.

Can Kulağıyla Dinlemek ve Etkili İletişim Kurmak

Etkili iletişim, karşımızdaki kişiyle gerçek bir bağ kurmanın en güçlü yollarından biri. Her kelime, jest ve hatta bakış bile düşündüğümüzden çok daha fazlasını anlatabilir. İletişim kurmak sadece konuşmak değil; anlamak, empati kurmak ve doğru bir şekilde yanıt verebilmektir.  Etkili İletişim Nasıl Tanımlanır  Etkili iletişim, karşılıklı olarak anlama ve anlaşılma sürecidir. Bu sürecin başarısı ise sadece kelimeleri kullanarak değil; beden dili, mimikler ve ses tonu gibi unsurların birleşimi ile sağlanır.  Bir kişinin söylediklerinin ardındaki duyguyu, yüz ifadelerinden ya da ses tonundan anlamak ve kendi tavrımızla bunu karşı tarafa yansıtmak; iletişimin derinleşmesini sağlar. Örneğin; bir tebessüm ya da onaylayan bir baş hareketi, karşımızdaki kişiye “Seni anlıyorum ve yanındayım” mesajını iletmekte kritik olabilir. İletişim kurarken yalnızca cevap vermeyi değil aynı zamanda karşı tarafı içtenlikle anlamayı önceliklendirdiğimiz ve bu, anlayışlı ve önemseyen halimizi karşımızdaki yansıttığımız durumda etkili bir iletişim ilk adımlarını atmış oluruz. Bireyin kendi iyi, umutlu haliyle karşısındakine örnek olması ve anlamlı içgörüler edinmesi etkili bir iletişimin öncülerindendir. Bir İnsanın Etkili İletişim Kurduğunu Nasıl Anlarız?  Etkili iletişim kuran birini fark etmek aslında düşündüğünüzden daha kolay olabilir. Etkili bir iletişimci, karşısındaki kişinin söylediklerine tam anlamıyla odaklanır ve ona uygun tepkiler verir. Dikkatle dinlediğini hissettiren ve karşısındakini gerçekten anlamaya çalışan bir yaklaşıma sahiptir. Örneğin; söylediklerinizi anlamak için size sorular sorar, konuyu derinleştirir ve sizi konuşmaya teşvik eder. Etkili iletişim tekniklerinden bir diğeri de beden dili, ses tonu ve göz teması gibi unsurları ustaca kullanmaktır. Göz teması kurarak ve jestleriyle sizi onaylayarak, size verdiği önemi ve samimiyetini gösterir. Ses tonunun sıcaklığı, beden dilinin açıklığı ve yüz ifadelerinin netliği, karşınızdaki kişinin sizinle gerçek bir bağ kurma çabasında olduğunu gösteren işaretlerdir. Etkili İletişim Becerileri Nelerdir? Kısacası iyi bir iletişimci, duygularını net bir şekilde ifade ederken karşısındaki kişinin duygularını anlamaya da özen gösterir. İletişimde kelimeler kadar içtenlik ve samimiyet de büyük rol oynar. Dilerseniz etkili iletişimin 5 temel ilkesine daha yakından bakalım.  Dinlemek, etkili iletişimin gizli kahramanıdır. Çoğu zaman kendimizi ifade etmeye o kadar odaklanırız ki karşımızdaki kişinin ne dediğini kaçırırız. Oysaki birini gerçekten dinlediğimizde telefonumuza bakmadan, sadece kafa sallamadan, göz teması kurarak onun ne demek istediğini anlamaya çalışırız. Dinlemek, karşı tarafa “Sana değer veriyorum” demenin sessiz ama en güçlü yollarından biridir.  Bunun yanında karşımızdakini dinlerken paylaşımları üzerine içgörüleri yakalamak, bu içgörüler arasındaki anlamlı bağlantıları bulmak da oldukça kritiktir. Başlangıçta alakasız gibi görünen iki paylaşım arasındaki ilişkiyi anlamak, olaylara çok daha büyük bir pencereden bakmamızda etkili olur. Karşımızdaki kişinin de bu bağlantıları fark etmesi için derin sorular sormak, konuyu derinleştirir. Kişinin anlattıklarının ötesinde varsaydığı ön kabulleri ve düşündüğü tabanı anlamasına yardımcı olur.  Net ve Direkt Konuşmak Düşüncelerinizi dolambaçlı yollara sapmadan net bir şekilde ifade etmek, kişiyi bir adım öne taşıyan en güçlü özelliklerinden biridir. Etkili bir iletişim için karşınızdaki kişiyi şaşırtmanız ya da karmaşık cümlelerle etkilemeniz gerekmez. Aksine ne kadar sade ve doğrudan konuşursanız anlaşılma ihtimaliniz de o kadar artar. Lafı dolandırmadan, kısa ve öz bir şekilde konuşmak, karşınızdaki kişinin sizi anlamasını kolaylaştırır. Etkili iletişimde yapılması gerekenler arasında asıl önemli olan, mesajın net bir şekilde karşı tarafa ulaşmasıdır. Dolayısıyla kiminle konuştuğunuzu da dikkate alarak ona uygun bir dil kullanmaya özen göstermelisiniz. İletişim esnasında her iki tarafın aynı konuyu ele aldığından ve karşılıklı olarak birbirini anladığından emin olmak da bir o kadar önemli bir adımdır. Harvard Business Review tarafından yayınlanan “Navigating the Cultural Minefield” makalesinde de değinildiği üzre iletişimde Low-Context olmak, mesajların katmanlı değil de herkesin tek seferde anlayabileceği netlik ve temizlikte olmasından geçer. Bunun için söylenenleri tekrar etmek, olabildiğince sade konuşmak ve gerekli yerde konuşulanları yazılı hale getirmek, herkesin aynı derecede anladığından emin olmak ve iletişimi sağlamk bir temele oturtmak açısından önemlidir. İyi Halimizi Yansıtmak Sadece ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz de karşılıklı etkileşimin büyük bir parçasıdır. Ses tonunuz, karşınızdaki kişiye duygularınızı aktaran gizli bir güç. Ne kadar heyecanlı, sakin ya da kararlı olduğunuzu ses tonunuzla hissettirebilirsiniz. Aynı şekilde beden dili de en az sözcükler kadar güçlüdür. Mesajınızın daha net ve etkili olmasını istiyorsanız beden diliniz ve ses tonunuz sizinle uyum içerisinde olmalıdır. Bu konu, YGA’da her zaman üzerine konuştuğumuz Attitude First kavramı ile de oldukça ilişkili. Anlayışlı, önemseyen ve gelişime açık halde olmak ve bu halimizi tüm içtenliğiyle karşımıza yansıtmak, sağlıklı bir iletişimin önemli adımlarındandır. Eleştiriye ve İleri Bildirime Açık Olmak Eleştiriye ve ileri bildirime açık olmak, etkili iletişimin ve kişisel gelişimin olmazsa olmazıdır. Eleştirileri yapıcı bir şekilde değerlendirdiğimizde hem kendimizi hem de iletişim becerilerimizi geliştirme fırsatı buluruz. Kimi zaman geri bildirim almak, bizi “yetersizlik” hissine sürükleyebilir. Bu gibi durumlarda eleştirileri geri bildirim değil de ‘ileri bildirim’ olarak değerlendirmek ve bizi ‘ileriye’ götürecek haberler olarak değerlendirmek muhteşem bir gelişim fırsatı yaratır. Kendimiz fark edemediğimiz noktaları başkası sayesinde fark etmemizi sağlar. Bunun yanında etkili ileri bildirimler vermek, karşımızdakini umutsuzluğa sürüklemeden ona yeni kapılar araladığımızı fark ettirmek, karşılıklı ve geliştirici bir iletişim kültürü yaratmamızda son derece etkili olacaktır. Geri bildirim almak bazen zor olabilir; ancak etkili iletişimin yararlarından biri olan bu süreçte eksik yönlerimizi görüp daha iyiye ulaşma fırsatı buluruz. Asıl mesele, savunmaya geçmek yerine dinlemek ve öğrenmeye açık olmaktır.  Yüzleşmeye ve Sorgulamaya Açık Olmak Sorgulama yeteneği, sadece öğrenmenin değil, daha iyi düşünmenin de en güçlü yollarından biri. Sürekli olarak “neden” ve “nasıl” diye sormak, kişiyi daha derinlemesine düşünmeye ve mevcut bilgilerini sorgulayarak yeni çözümler bulmaya iter.  Fikirlerimizi açıkça ifade etmek ve “Aman tadımız kaçmasın” anlayışından uzaklaşmak, farklı düşüncelerin ve zıtlıkların bizi daha üretken ve tartışmalara açık hale getirmesini sağlar. Farklı bakış açılarıyla desteklenen bir iletişim, daha yaratıcı ve zengin sonuçlar doğurabilir. Harvard Business Review’ın yukarıda bahsedilen makalesinde de vurgulandığı gibi, farklı fikirlerin açıkça tartışılabildiği bir iletişim ortamında, fikir ayrılıkları endişe kaynağı olmaktan çıkar ve yapıcı tartışmalar için uygun bir zemin oluşturur. Bu yeteneği geliştirmenin en önemli yolu, olaylara her zaman farklı açılardan bakmak ve ezberci düşüncelerden kaçınmaktır. Bilgiye körü körüne inanmak yerine neden böyle olduğunu anlamaya çalışmak ve alternatif düşünceler üretmek, kişinin hem daha yaratıcı hem de daha açık fikirli bir insan olmasını sağlayan en önemli destekçilerdir.  İletişim Becerilerini Geliştirmek için Egzersizler Etkili iletişim becerilerini geliştirmek için teori kadar pratik de önemlidir. İletişim becerilerinizi güçlendirmenize yardımcı olacak bazı eğlenceli ve etkili egzersizleri sizin için sıraladık: Bu egzersizleri düzenli olarak yaparak, iletişim becerilerinizi önemli ölçüde geliştirebilir ve kendinizi daha etkili bir iletişimci hâline getirebilirsiniz.

İçten Takdir Etmek Nedir ve Neden Önemlidir?

Takdir etmek, insani ilişkiler açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Bununla birlikte çoğu zaman göz ardı ediliyor olsa da takdir etmenin toplumsal ve bireysel açıdan da rolü büyüktür. Samimi olarak yapılan bir takdir, kişinin özgüveni artırır ve karşılıklı saygınlığı güçlendirir. Motivasyonu artırır ve kişinin çevresine karşı pozitif yaşam ortamı oluşturmasını sağlar. Neden Takdir Etmeliyiz?  Takdir etmek, herhangi bir eylem ya da işin sonucunda bir tarafın başka bir tarafı onayladığını, başarılı bulduğunu ve tasvip ettiğini ifade eder. Güzel bulmak, övmek, kıymet bilmek gibi ek anlamlara da gelir. Bu konuda yapılan araştırmalar takdir etmenin psikolojik ve nörolojik bazı faydalar sağladığını ortaya koymuştur. Özellikle takdir edilmenin vücuttaki bazı iyi hormonları tetiklediğine dair çalışmalar mevcuttur. Bununla birlikte takdir etmek koşulsuz sevginin ve bir şarta bağlı olmaksızın gösterilen değerin de bir ifadesi olabilir. Her ne kadar insanları takdir etmek, bireyler arasında gerçekleşen bir davranış biçimi gibi görünse de özsel olarak takdir edilmenin ve etmenin toplumsal rolü de vardır. Takdir edilen ve eden insanların çoğaldığı toplumlarda bireylerin birbirlerine olan saygısı da artar. Bu, aynı zamanda empati yeteneği gelişmiş bir toplum modelinin inşa edilmesi açısından da önemlidir. Samimi Bir Takdir Bireylere Nasıl Hissettirir? Takdir etmek, yaşamın birçok alanında son derece önemli bir yere sahip olan davranıştır. Gelişim çağlarından itibaren çocuklar, merak dürtüleri ile hareket ederek çevreyi tanımlamaya çalışır. Bu tanımlama sürecinde ise hemen her eyleminin ardından onaylanma gereksinimi hisseder. Çocuklarda gözlemlenen bu gereksinim, onaylanmanın insanın doğal bir eğilimi olduğuna işaret eder. Dolayısıyla çocukluk döneminden itibaren takdir edilmek, çocukların psikolojik gelişiminde son derece önemli bir rol oynar. Bu durum çocukluk döneminin ardından kişinin bireye dönüştüğü yetişkinlik evresinde de aynı şekilde geçerlidir. Gündelik yaşamın her alanında çalışanlar ve hatta yönetici pozisyonunda bulunan kişiler dahi takdir edilmek ister. Özellikle iş yaşamı söz konusu olduğunda, günümüzde dünya genelinde en çok yapılan tartışmalardan biri çalışanların takdir edilmesine yönelik yetersizlikler ve eksikliklerdir. Başarıyı takdir etmek, iş hayatında motivasyonu artırır. Kişinin kendine çok daha fazla güvenmesini sağlayarak, ilgilendiği alanda daha başarılı sonuçlar elde etmesini destekler. Bununla birlikte iş yaşamında takdir edilmek, her zaman aynı ölçüde samimiyet içermez. Dolayısıyla takdir etmek kadar önemli olan bir başka konu da samimi bir şekilde takdir edilmektir. Samimi bir takdir ile bireylerin gündelik yaşamlarına, mutluluklarına, ruh hallerine, güvenlerine ve aidiyetlerine hitap etmek mümkündür. İçten Takdir Edilmeyen Bireyler Nasıl Hisseder?  Takdir etmek, iki taraf arasında gerçekleşen, yani karşılıklı bir eylemdir. Bu bağlamda takdir eden kadar takdir edilen de bu durumun bir parçasıdır. Takdir edilmeme hali ise bireyler üzerinde ciddi ve yıkıcı etkiler oluşturabilecek tutumdur. Hemen her insan hak ettiğini düşündüğü ölçüde takdir edilmek ister. Takdir edilememe durumu, sosyal yaşam içerisinde oldukça kaygı uyandırıcı sonuçlara neden olabilir. Aynı şey takdir edilirken samimiyetin göz ardı edilmesi sonucunda da ortaya çıkar. İçten takdir edilmeyen bireyler, değersiz ve kendini görmezden gelinmiş gibi hissedebilir. Aynı zamanda bu kişiler, motivasyonlarını da kaybedebilir. Özellikle kurumlar içerisinde ya da iş hayatında içten bir tavırla takdir edilmemek, kişinin bağlılık ve sadakati üzerinde de olumsuz bir etki gösterir. Olumsuz duygu durumları ve düşünce kalıplarının oluşmasına neden olur. Bu ise insani ilişkilerin bozulması ve kişilerin kendilerini ifade etmede güçlüklerle karşılaşması ile sonuçlanabilir. Takdir Etmenin Bireyler Üzerindeki Etkileri Takdir; çabaların, başarının, eylemlerin, özverinin fark edilerek onaylanması anlamına gelir. Bu davranış, kişinin karşısındakine verdiği değeri ifade etmenin güzel bir yoludur. Takdir etmek, her zaman sözlerle yapılmaz. Bazı durumlarda eylemler, davranışlar, jest ya da mimikler dahi kişinin takdir edildiğini hissetmesini sağlayabilir. Takdir, bireyin ruh hali ve davranışları üzerinde tahmin edildiğinden daha büyük bir etkiye sahiptir. Tam da bu yüzden takdir etmenin önemi, sadece bireyler nezdinde değil, toplumun geneli açısından da doğru şekilde anlaşılmalıdır. Takdir etmenin bireyler üzerindeki etkileri genel olarak şu şekilde sıralanabilir: * Motivasyonu ve özgüveni artırır. * Kişinin mutlu olmasını sağlar. * Empati yeteneğini güçlendirir. * Yaratıcılığı ve özgüveni güçlendirir. * Kişinin değerli hissetmesini destekler. * Bağlılığı ve sadakati artırır. Tüm bunların yanı sıra takdir etmek, kişiler arasında iletişimi güçlendirme açısından da önem arz eder. İnsanlar arasındaki ilişkileri güçlendirir ve pozitif bir ortamın oluşmasını destekler. Eğitim Sisteminde Takdirin Önemi Takdir etmek, gündelik yaşamın bir parçası olduğu gibi aynı zamanda eğitim ve öğrenim sürecinde de oldukça önemli bir yere sahiptir. Tam da bu yüzden eğitim sistemi içerisinde takdire fazlasıyla yer verilir. Takdir edilmeyi talep etmek ve otorite tarafından onaylanmak, insani bir eğilimdir. Çocukluk döneminde ve öğrenim sürecinin devam ettiği eğitim kurumları içerisinde ise bu eğilim, çok daha güçlü şekilde hissedilir. Eğitim sisteminde takdir, her şeyden önce öğrenme ortamının iyileşmesi açısından kıymetlidir. Özellikle çocukluk döneminde öğrenme ortamının takdir edici olması, öğrenme sürecinin daha keyifli ve eğlence bir hal almasını sağlar. Bu durum ise öğrencilerin başarısını doğrudan etkiler. Performansı artırır. Olumlu davranışları teşvik etme konusunda öğreticidir. Bu yüzden takdir etmek, eğitim sisteminin en önemli parçalarından biridir. İş Hayatında Takdir Edilmek Takdir etmek, yaşamın her alanında olduğu gibi iş dünyasında da oldukça önemli bir yere sahiptir. Yönetim kademesinde bulunanlar açısından en çok dikkat edilmesi gereken davranışlardan biri de bu kapsamda takdirdir. İş hayatında takdir edilmek, çalışanların motivasyonunu artırır ve adalet duygularını güçlendirir. Kişilerin yaratıcılıklarını ön plana çıkarmalarında önemli bir rol oynar. Çalışanların yeni fikirler üretmesini ve yaratıcı çözümler bulmasını teşvik eder. Bununla birlikte her bir çalışan kendini değerli ve desteklenmiş hissederek iş yapma sürecinde daha huzurlu ve mutlu olur. Takdirin Toplumsal Etkileri: Daha Pozitif Bir Dünya Mümkün mü?  Takdir etmek, sadece bireysel eylemler ve bireylerin birbirleri arasında kurduğu iletişimi kapsayan bir etki göstermez. Aynı zamanda toplumun refahı, gelişmişlik seviyesi, toplumsal birliktelik, aidiyet duygusu ve saygınlık açısından da önemli bir eylemdir. Birbirini takdir etmeyi alışkanlık haline getiren bireylerden oluşan bir toplum, çok daha mutlu ve özgüvenlidir. Aynı zamanda takdir etmek ve edilmek, dünyanın daha pozitif bir hal almasında da rol oynar. Takdir edilenler kadar takdir edenler de pozitif duygularla bezenir. YGA, tüm sosyal sorumluluk projelerinde çift kanatlı gençler yetiştirmeye odaklanan bir kuruluştur. Çift kanatlı olmanın önemli bir özelliği ise vicdanlı olmaktan geçer.  YGA’nın programlarıyla yetişen çocuklar, vicdanları ile hareket eder ve toplumun pozitif bir yapı elde etmesinde rol oynar. Bu pozitiflik hali, birçok eylemle pekiştirilir. Takdir etmek de bu kapsamda var olan eylemlerden sadece biridir. Takdir edilmek ve etmek, toplumun genel refahını artırarak toplumda empati duygusunun ve yardımseverliğin artmasını sağlar.