Ideathon Nedir? Süreci, Kazanımları ve Hackathon’dan Farkı

Yazı Başlıkları Gençler çevrelerinde gördükleri köklü sorunlara köklü çözümler geliştirmek için yeni alanlar arıyor. Bu ihtiyaca cevap olarak Ideathon adı verilen düşünsel maratonlarda buluşuyorlar. Ekibiyle birlikte üreten gençler bu süreçte takım ruhunu, teknolojiyi ve yaratıcılığı aynı yerde deneyimliyor. Üniversitelerden sosyal girişimlere kadar pek çok yerde yürütülen ideathonlar gençlerin hem teknik becerilerini hem de ortak akıl inşası, toplumsal duyarlılık ve anlam odaklı üretim gibi ‘çift kanatlı’ yetkinliklerini güçlendiriyor. Ideathon Nedir? Ideathon, belirli bir problem için kısa sürede yaratıcı çözümler üretmeyi hedefleyen ve gençlerin birlikte düşünme becerisini ortaya çıkaran bir fikir üretim maratonudur. Bu süreçte ekipler hem araştırma yapar hem de hızlı prototipler geliştirerek fikirlerini somutlaştırır. Ideathon etkinlikleri özellikle teknoloji, sosyal etki ve inovasyon alanlarında gençlere kendilerini test etme fırsatı sunar. Birlikte başarma, empati ve analitik düşünme gençlerde süreç içerisinde doğal olarak gelişir. YGA’nın yaklaşımında olduğu gibi, ideathon kültürü bilimi ve vicdanı bir arada kullanan yeni nesil problem çözücüler yetiştirir. Ideathon ve Hackathon Arasındaki Farklar Nelerdir? Ideathon ve hackathon çoğu zaman karıştırılıyor. Hackathon daha çok yazılım, kod ve teknik üretim tarafında yoğunlaşırken ideathonda önce fikri, problemi ve çözüm yolunu sağlamlaştırmak öne çıkıyor. Hackathonda sorunun kodunu düşünürken ideathonda sorunun sebebini ve nasıl çözülebileceğini düşünürüz. Bu nedenle ekiplerde sadece yazılımcı değil, tasarımcı, araştırmacı, sosyal etkiyi dert edinen gençler de yer alır ve birlikte köklü bir çözüm geliştirirler. Ideathon Süreci Nasıldır? Ideathon süreci, “Neyi yapabiliriz?” sorusundan önce “Neden yapıyoruz?” sorusuna cevap arayarak başlar. İlk adımda ekipler: Problemi tanımlar Ardından: Araştırma yapılır ve hedef kitle belirlenilir Bu aşamadan sonra ekipler: Ürettikleri fikri basit bir prototipe dönüştürmeye başlar Son aşamada ise: Proje netleştirilir Sunum için hazırlanır Takım Çalışmasının Rolü ve İletişim Dinamikleri Ideathon sürecinde takım çalışması işin kalbi. Tek bir kişinin göremediği ayrıntıları başka biri fark eder ve fikirler güçlenir. Farklı disiplinlerden bir araya gelen ekiplerde teknik bakış açısı, tasarım duyarlılığı ve sosyal etki yaratma isteği birleştiğinde ortaya çok daha bütünlüklü çözümler çıkar. Gençler, ekip çalışması sayesinde YGA kültürünün de temel taşları olan aktif dinleme ve yapıcı geri bildirim alma becerilerini geliştirirken kendi fikirlerine aşık olmadan başkalarını duyabilme yetkinliğini de kazanır. Ideathon Etkinliklerinde Mentorluk ve Destek Mekanizmaları Ideathon etkinliklerinde mentorluk fikirlerin hızla olgunlaşmasını sağlar. Mentorlar hem teknik hem stratejik hem de sosyal etki açısından ekiplere bambaşka perspektifler sunar. Mentorlarla yapılan kısa geri bildirim seansları ekiplerin kör noktalarını fark etmesini sağlar ve projeyi çok daha güçlü bir hâle getirir. Mentorun önemini Isaac Newton şöyle ifade ediyor: “Eğer ileriyi görebiliyorsam, devlerin omuzlarında olduğum içindir.” Bu alıntı ideathon bağlamında da geçerli: tecrübenin rehberliğiyle gençlerin potansiyeli buluştuğunda, tek başlarına ulaşamayacakları bir bakış açısı ve daha güçlü bir toplumsal vizyon ortaya çıkıyor. Ideathon Size Ne Katacak? Ideathon sadece bir yarışma değil, katılımcıların kendilerini ve sınırlarını keşfettikleri bir deneyimdir. Bu yoğun süreçte elde edilen kazanımlar üç ana başlıkta toplanabilir: Geleceğin Yetkinliklerini Geliştirme Analitik ve Yaratıcı Çözümler: Katılımcılar, bir soruna “neden?” sorusuyla yaklaşmayı ve kısıtlı sürede stratejik, yaratıcı çözümler üretmeyi deneyimler. Hikâye Anlatıcılığı: Geliştirilen fikirlerin etkili bir şekilde aktarılması gereken bu ortamda sunum ve iletişim becerileri güçlenir. Birlikte Başarma Kültürünü Deneyimleme Disiplinlerarası İş Birliği: Farklı alanlardan gelen katılımcıların bir araya gelmesiyle ortak akıl üzerinden üretmenin değeri ortaya çıkar. Aktif Dinleme ve Geri Bildirim: Fikirlerin geri bildirimlerle geliştiği bu süreçte eleştirel düşünme ve açık iletişim becerileri desteklenir. Sosyal Etki ve Network Geliştirme Geniş Bir Ekosistem: Farklı şehirlerden ve disiplinlerden katılımcılar ve uzmanlarla kurulan bağlantılar, güçlü bir öğrenme ve iş birliği ağı oluşturur. Vicdanlı Liderlik: Geliştirilen çözümlerin gerçek hayattaki etkisini görmek, sosyal farkındalık ve sorumluluk bilincini güçlendirir. Bilim ve Vicdanın Kesişimi: İdeathon Ruhu ve YGA Kültürü İdeathonlar sadece teknik birer fikir maratonu değil; YGA’nın “birlikte başarma” kültürünü hayatın içindeki sorunlara uygulama alanıdır. Sürecin başında sorulan “neden?” sorusu gençleri yalnızca bir fikir etrafında değil, ortak bir amaç etrafında buluşturuyor. Bir ideathon deneyimi size sadece teknik beceri değil; bir fikri toplumsal faydaya dönüştürme cesareti ve “çift kanatlılık” yetkinliğini de katıyor. Eğer siz de geleceği uzaktan izlemek yerine onu bilimle ve vicdanla inşa etmek istiyorsanız, bu düşünsel maratonlarda yer alarak potansiyelinizi somut bir değere dönüştürebilirsiniz. En köklü çözümler, en doğru soruları en doğru ekiplerle sorunca başlar.
Stanford ve YGA’dan Gençlere Çağrı

Yazı Başlıkları İklim krizi, enerji dönüşümü, eşitsizlik… Üniversite öğrencileri bu başlıkları yalnızca derslerde görmüyor; sokakta, haberlerde, kendi geleceklerinde hissediyor. Bu problemleri dert edinen gençlerin aklına şu soru geliyor: “Bu kadar büyük problemlerin karşısında benim fikrim gerçekten fark yaratabilir mi?” YGA ve Stanford’un cevabı net: ‘Evet!’ Global Sustainability Challenge (GSC) Nedir ve Amacı Ne? GSC, dünyanın farklı üniversitelerinden öğrencileri bir araya getiren küresel bir sürdürülebilirlik platformu. Stanford Doerr School of Sustainability öncülüğünde, Imperial College London, HKUST (Hong Kong University of Science and Technology) ve TUM (Technical University of Munich) gibi köklü üniversitelerin de arasında bulunduğu 9 kurumun ortaklığıyla hayata geçirilen Global Sustainability Challenge’da, Türkiye’den tek kurucu partner olarak YGA (Young Guru Academy) yer alıyor. Sürdürülebilir enerji ve iklim adaptasyonu odağında çalışan ekipler, akademiden sivil toplum kuruluşlarına kadar geniş bir çerçeveden birebir mentorluk alabiliyor. Ekiplerin hedefi fikirleri prototipe, prototipleri somut etkiye dönüştürmek. Günümüz kötücül sorunları tek bir disiplinin sınırlarına sığmıyor. Bu yüzden GSC, bu sorunları STEM’in sınırlarından çıkarıp mühendislik, sosyal bilimler, tasarım ve politika gibi alanları birleştiren ekiplerle çözüyor. GSC gençlere alışılagelmiş sistemlerden farklı bir süreç sunuyor. Sadece ‘fikrini gönder’ demiyor. Süreç 4 adımda ilerliyor: Problem tanımlama Çözüm geliştirme Prototip oluşturma Etki testi ve ölçümleme Yolculuk boyunca gençleri seyirci olmaktan çıkarıp çözümün bir paydaşı yapıyor. Bu yolculuğun Türkiye ayağında ise YGA var. YGA’nın GSC’deki Rolü Yıllardır vicdanlı ve donanımlı gençler yetiştiren YGA, GSC’nin 9 kurucu partnerinden biri ve Türkiye’den tek temsilci. GSC’de mentorluk ve topluluk dikeyini yönetiyor. Şimdiye kadar 95’ten fazla global mentor ile 100’den fazla öğrenci takımını eşleştirdi. Bu eşleştirmelerin arkasında 25 yılı aşkın bir birikim var. YGA’nın değer temelli mentorluk anlayışı küresel ölçekte de karşılık buluyor. Bu anlayışın temelleri aktif dinleme, güven ortamı, ekip disiplini ve vicdanlı bilim. YGA anlayışı ve kültürü somutlaştıran eğitimler hayata geçiyor. Breakthrough Energy’den Sıla Kılıççöte iklim teknolojilerinin etkiye nasıl dönüştüğünü, Skidmore Owings & Merrill’den Mina Hasman mimarinin sürdürülebilirlik ve dayanıklılıkla kesişimini, YGA’nın kurucusu Sinan Yaman ise GSC’deki mentorluk programının nasıl işlediğini anlattı. GSC’de Senin İçin Ne Var? GSC katılımcılarına Disiplinler arası ekip çalışması deneyimi Global mentor ağına erişim Akademi, özel sektör ve sivil toplum aktörleriyle bağlantı Problem çözme ve prototipleme becerileri Gerçek dünya etkisi yaratma fırsatı Küresel ölçekte düşünen lider kimliği kazanma imkanı sunuyor. Ama asıl kazanım gençlerin içindeki “yeterince büyük bir etki yaratamam” tereddüdünü kırması. GSC’yi Farklı Kılan Nedir? GSC, fikirleri somut anlamlı etkiye dönüştürmek için bir süreç sunuyor. Her ne kadar bir yarış olsa da tek kazananı yok; süreçten geçen her ekip problem çözme ve prototipleme becerisiyle, global bir ağla ve disiplinler arası çalışmanın verdiği bakış açısıyla çıkıyor. GSC çevresindeki sorunlarla dertlenen ama bu dertle akıp gitmeyen her gence dünyayı değiştirmek için bir kapı sunuyor. Sen de bu ekosistemin bir parçası olmak istiyorsan erken kayıt dönemi açık. GSC hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.
Eğitimde Yapay Zeka: Herkese Ulaşabilir mi?

Yazı Başlıkları Eğitimde yapay zeka gerçekten fırsat eşitliğini artırıyor mu, yoksa dijital uçurumu daha da derinleştiriyor mu? Bir zamanlar adaptif öğrenme sistemleri, akıllı içerik önerileri ve otomatik geri bildirim mekanizmaları birçok kişiye hayal gibi geliyordu; bugün ise eğitim teknolojilerinin somut bir parçası oldular. Ne var ki tek başına bu araçların varlığı sosyal kalkınma için yeterli değil. Yapay zeka, doğru politikalar ve güçlü bir erişim altyapısı olmadan uygulandığında mevcut uçurumu daha da derinleştirebilir. Bu yüzden YGA’nın projelerinde aktif olarak benimsediği “AI for good” yaklaşımı bugün daha da ağırlık kazanıyor. Teknolojiyi kimin için ve nasıl tasarladığın, en az teknolojinin gelişmişlik düzeyi kadar belirleyici bir etken. Eğitimde Yapay Zeka Neden Önemli? Eğitimde yapay zekanın bu kadar konuşulmasının nedeni sadece teknolojik yenilik değil; öğretmeni öğrencisiyle daha fazla ilgilenebilecek şekilde desteklemesi. Geleneksel sınıf düzeninde öğretmen aynı anda onlarca farklı seviyedeki öğrenciye yetişmeye çalışıyor. Yapay zeka destekli sistemler ise öğrencinin ihtiyaçlarını analiz edip öğretmene doğru ipuçları vererek bu denklemi değiştirebiliyor, özellikle kalabalık sınıflarda. Bu dönüşüm hem sınıfın önünde hem arkasında işliyor. Örneğin Twin’in geliştirdiği yapay zeka destekli araçlar, ders planından sınava, rubrikten şarkı sözüne kadar her türlü ders materyalini saniyeler içinde hazırlıyor. Gradescope ise hangi soru tiplerinde ve kavramlarda hataların yoğunlaştığını sınıf genelinde görünür kılarak öğretmene veri temelli bir müdahale imkânı sunuyor. Öğretmen idari yükten kurtuldukça öğrenciye ayırdığı dikkat de artıyor. Rol Model Öğretmenler Programı kapsamında binlerce öğretmen yapay zeka araçlarını sınıfına taşıdı, zamandan tasarruf ederek öğrencileriyle daha fazla vakit geçirebildi. Yapay zekanın önemli bir diğer boyutu erişilebilirlik. Microsoft’un Immersive Reader aracı bir metni sesli okuyabiliyor, kelimeleri hecelere ayırabiliyor ya da dil seviyesine göre sadeleştirebiliyor. Büyük dil modelleri de karmaşık bir akademik paragrafı daha anlaşılır bir dile dönüştürebiliyor. Özellikle dil bariyeriyle karşılaşan ya da akademik metinlerde zorlanan öğrenciler için bu, küçük değil ciddi bir fark. Eğitimde yapay zekanın neden bu kadar konuşulduğu buradan da anlaşılıyor: öğrenmeyi daha esnek, daha hızlı geri bildirimli ve potansiyel olarak daha kapsayıcı hale getirebiliyor. Ama kritik soru hala geçerli: Bu imkânlara herkes eşit şekilde erişebiliyor mu? Eğitimde Yapay Zekada Erişim Gerçekliği Eğitimde yapay zekanın etkisini anlamak için önce başlangıç koşullarına bakmak gerekiyor. Herkesin aynı teknolojik araca sahip olduğu varsayımı çoğu zaman gerçeği yansıtmıyor. Öğrenciler arasındaki internet erişimi, cihaz kalitesi ve dijital okuryazarlık düzeyi farklılık gösteriyor. Bu farklılıklar, yapay zeka tabanlı sistemlerden alınan faydayı doğrudan etkiliyor. Yüksek hızlı internet bağlantısına ve güncel bir cihaza sahip olan bir öğrenci dijital öğrenme platformlarından kesintisiz yararlanabilirken, sınırlı veri paketi kullanan ya da eski bir cihazla bağlanan bir öğrenci aynı deneyimi yaşayamıyor. Ekranın donması, sistemin yavaş çalışması ya da bağlantının kopması sadece teknik aksaklık değil; öğrenme sürecinin ritmini doğrudan bozan şeyler. Bu tür kesintiler zamanla performans farkına dönüşebilir. Bilim Seferberliği’nin çıkış noktası olan “mind the gap” meselesi burada yeni bir boyut kazanıyor: uçurum artık yalnızca coğrafyalar arasında değil, ekranlar arasında da açılıyor. Eşitsizlik bireysel erişimle de sınırlı değil. Küresel ölçekte de yapay zeka üretim gücü belirli merkezlerde yoğunlaşıyor. 2024 verilerine göre özel sektör yapay zeka yatırımlarının %60’tan fazlası ABD’de gerçekleşti. Çin ikinci sırada, Birleşik Krallık Avrupa’da lider. Peki Afrika kıtası? Küresel veri merkezi kapasitesindeki payı %2’nin altında. Türkiye ve Orta Doğu da bu tabloda benzer bir konumda, bölgenin küresel yapay zeka altyapısındaki payı oldukça sınırlı. Ve bu altyapı farkı yakın gelecekte kapanacak gibi görünmüyor. Teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişmeye devam ediyor, eşitsizlikler neredeyse hissedilmeyecek düzeyde yavaş kapanıyor. Yatırımın yoğunlaştığı yerlerde veri üretimi, model geliştirme ve teknik uzmanlık da yoğunlaşıyor. Bu durum, hangi dillerin, hangi kültürel bağlamların ve hangi eğitim sistemlerinin modele daha fazla yansıdığını belirliyor. Modeller çoğunlukla belirli kullanıcı profilleri üzerinden eğitiliyor; bazı deneyimler “standart”, bazıları “istisna” hale geliyor. Eğitim alanında bunun etkisi daha görünür. Farklı bağlamlardan gelen öğrenciler sistem için “istisna” konumuna düşebilir. Akademik dile daha az maruz kalmış bir öğrencinin yazısı, içerik olarak güçlü olsa bile otomatik değerlendirme sistemleri tarafından yeterince doğru analiz edilemeyebilir. Daha yavaş internet bağlantısıyla sisteme giren bir öğrencinin etkileşim süresi, motivasyon düşüklüğü gibi okunabilir. Algoritma niyet taşımıyor, veri dağılımındaki dengesizlikler sonuçlara yansıyor. Eğitimde yapay zeka, eşitsizliği yalnızca erişim düzeyinde değil; veri seçimi, model eğitimi ve tasarım tercihleri düzeyinde de yeniden üretebiliyor. Türkiye’de Eğitimde Yapay Zeka: Afet Sonrası Bir Perspektif 6 Şubat depremlerinin ardından milyonlarca öğrenci eğitim sürecinde ciddi kesintiler yaşadı. Fiziksel altyapı kaybı, öğretmen eksikliği ve travmalar öğrenme süreçlerini doğrudan etkiledi. Zaten var olan uçurum bu koşullarda daha da açılmaya elverişli bir hale aldı. Kişiselleştirilmiş öğrenme araçları önemli bir destek sistemi olarak öne çıktı. Öğrencinin eksik konularını tespit eden, bireysel hızda ilerleme imkânı sunan ve öğretmene analiz desteği veren yapay zeka destekli sistemler, gap’i azaltmak için işlevsel bir seçenekti. YGA Gönüllüleri de bu motivasyonla yola çıkarak deprem bölgesinde gerçekleştirdikleri STEM eğitimi atölyelerinde çocuklarla ve öğretmenlerle birebir temas kurdu; kapsamlı bir ihtiyaç analizi yürüttü. Bugüne kadar 1.700.000’den fazla çocuğa ulaşan YGA, öğrencilerin öğrenme biçimlerini, motivasyon düzeylerini ve karşılaştıkları engelleri dinledi, öğretmenlerin hangi araçlara ihtiyaç duyduğunu ortaya koydu. Sahadan gelen veri, ihtiyacı zaten içinde taşıyordu. Gönüllüler aldıkları yapay zeka eğitimini saha içgörüleriyle birleştirerek 7 proje geliştirdi. Uzman değerlendirmelerinin ardından en etkili üçü seçildi ve YGA’nın sosyal girişimi Twin bünyesinde hayata geçirildi: öğrencinin ihtiyaçlarına ve ilgi alanlarına göre disleksi dostu aktiviteler öneren Disleksi Dostu Aktivite Rehberi; öğrenci profiline özel haftalık gelişim görevleri oluşturan Öğrenci Gelişim Rehberi ve öğrencilerin verdiği cevaplara göre otomatik değerlendirme yapan Ödev Değerlendirme aracı. Şimdi Değilse Ne Zaman? O zaman soruyu tekrar soralım: Bu imkânlara herkes eşit şekilde erişebiliyor mu? Biz bu sorunun cevabını Hatay’da, Kahramanmaraş’ta, deprem bölgesinin sınıflarında aradık. Orada dinlediklerimiz hem Twin’deki projeleri hem de Rol Model Öğretmenler Programı’nın içeriğini şekillendirdi. Ama bu süreçte anladığımız bir şey daha var: gap’i kapatmak için en gelişmiş yapay zeka aracına değil, önce o sınıfı gerçekten görmüş birine ihtiyaç var. Aldığı içgörüleri donanımıyla ve vicdanıyla bir ilkeye dönüştürecek kişilere ihtiyaç var. YGA olarak bu uğurda yüreğinden güç alan gönüllülerimizle, aynı derdi taşıyan öğretmenlerimizle ve bu işi birlikte hayal eden ortaklarımızla çalışıyoruz. Eğer sen de bu etkinin parçası olmak istiyorsan, YGA’nın eğitim çalışmalarını buradan destekleyebilirsin: yga.org.tr
8 Mart: Her Çağdan Bir Ses

8 Mart: Her Çağdan Bir Ses 8 Mart, kadınların yüzyıllardır süren eşitlik mücadelesinin hem bir özeti hem de devamı. Oy kullanma hakkından eğitime, çalışma koşullarından siyasi temsile kadar pek çok alanda kazanılan haklar, bu mücadelenin somut izleri. Bugün 8 Mart’ı kutlamak, bu tarihi hatırlamak olduğu kadar henüz tamamlanmamış bir mücadeleye de sahip çıkmak demek. Peki bu mücadele nereden başladı? 8 Mart Nasıl Başladı? Kadınların hak arayışları 1800’lü yıllara kadar uzanıyor. 1848 yılında Amerikalı yazar ve aktivist Elizabeth Cady Stanton ve vaize Lucretia Mott, Seneca Falls Sözleşmesi’nde “Bu gerçekleri apaçık olarak görüyoruz: tüm erkekler ve kadınlar eşit yaratılmıştır.” diyerek kadınlar için medeni, sosyal ve politik haklar talep etti. 1908 yılında New York’ta 15.000 kadın daha iyi çalışma koşulları ve oy kullanma hakkı için yürüdü. 1910’da ise Kopenhag’daki İkinci Uluslararası Çalışan Kadınlar Konferansı’nda Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, her yıl her ülkede aynı günde kadınların taleplerini dile getirmek için Kadınlar Günü kutlaması yapılmasını önerdi. 19 Mart 1911’de Dünya Kadınlar Günü ilk kez Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de 1 milyon kadın ve erkeğin yürüyüşleriyle kutlandı. 1. Dünya Savaşı’nın arifesinde barış için kampanya yürüten Rus kadınlar, 1917’de Jülyen takvimine göre 23 Şubat’ta Dünya Kadınlar Günü’nü kutladılar. Bu tarih, dünyada yaygın olarak kullanılan Gregoryen takvimine çevrildiğinde 8 Mart’a denk geliyordu. Tartışmaların ardından 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü için küresel tarih olarak benimsendi. Bilimi Değiştiren Kadınlar Kadınların eşitlik mücadelesi her alanı kapsıyordu. Seçme seçilme hakkından bilgiye erişime kadar birçok alanda dezavantajlı olan kadınların bilim dünyasındaki varlığı da uzun süre görmezden gelindi. Kimileri laboratuvarlara kabul edilmedi, kimilerinin çalışmaları erkek meslektaşlarına atfedildi. Ancak bu zorluklara rağmen bazı kadın bilim insanları tarihin seyrini değiştirdi. Bu isimlerden yalnızca birkaçının hikayesine aşağıda yer verdik. Ada Lovelace Ada Lovelace, dünyanın ilk programcısı olarak kabul edilir. İngiliz matematikçi Charles Babbage’ın tasarladığı “Analitik Motor” adlı mekanik hesap makinesi için algoritmalar yazdı. Bu, bir makine için yazılmış ilk program olarak tarihe geçti; üstelik bilgisayarlar henüz icat edilmemişti. Çalışmaları uzun süre görmezden gelindi, ancak 20. yüzyılda yeniden keşfedildi. Bugün her yıl Ekim ayının ikinci salısı “Ada Lovelace Günü” olarak kutlanıyor. Ayrıca adına bir programlama dili de var: Ada. Lise Meitner Lise Meitner, nükleer fiziğin öncü isimlerinden biridir. Nükleer fisyon sürecini, yani atom çekirdeğinin parçalanmasını ilk açıklayan bilim insanlarından. Bu keşif atom çağının kapısını araladı. Lise de emeği görmezden gelinen kadın bilim insanları arasına girdi. Uzun yıllar birlikte çalıştığı Otto Hahn, nükleer fisyon keşfi nedeniyle 1944’te Nobel Kimya Ödülü’nü aldı. Meitner’in katkısı ise görmezden gelindi. Bu karar tarihte “Nobel’in en büyük hatalarından biri” olarak anılır. Chien-Shiung Wu Chien-Shiung Wu, 20. yüzyılın en önemli deneysel fizikçilerinden biri olarak kabul edilir. “Parite ihlali” deneyini tasarlayıp gerçekleştirdi. Bu deney, fizik dünyasının o ana kadar doğru kabul ettiği bir yasanın yanlış olduğunu kanıtladı; dönemin fizik dünyasını altüst eden bir bulguydu. Deneyin teorik altyapısını kuran Lee ve Yang 1957’de Nobel Fizik Ödülü’nü aldı. Deneyi bizzat yapan Wu iken adı dahi geçmedi. Kendisi “Çin’in Madame Curie’si” olarak anılır. Nüzhet Gökdoğan Nüzhet Gökdoğan, ilk Türk kadın astronomdur. Türkiye’de modern astronominin kurucuları arasında sayılır. Gök mekaniği ve gezegen hareketleri üzerine çalışmalar yaptı. Uluslararası Astronomi Birliği’ne (IAU) kabul edilen ilk Türk kadın bilim insanıydı. Uluslararası Astronomi Birliği, bir asteroide onun adını verdi: 3509 Gökdoğan. YGA’nın Öncü Kadınları YGA misyon olarak toplumsal fırsat eşitsizliklerini kapatmayı hedefler. Bu eşitsizliklerin en derine işleyeni toplumsal cinsiyet eşitsizliği. YGA’dan geçen kadın gönüllüler bu misyonu söylemde bırakmadı, sahada da taşıdı. Mina İlköz Demirtaş Mina İlköz Demirtaş, kadınların teknoloji dünyasında daha güçlü bir yer edinmesi için çalışan bir girişimci. Bu misyonu somutlaştırmak amacıyla 2020’de UP School‘un kurucu paydaşları arasında yer aldı. Platform, NASDAQ Girişimcilik Merkezi tarafından seçilerek Times Meydanı’nda yer aldı ve uluslararası arenada adını duyurdu. Bugüne kadar 6.900’den fazla kadına teknoloji eğitimi veren UP School, kadınları sektörün liderlik pozisyonlarına taşımayı amaçlıyor. Asude Altıntaş Güray Asude Altıntaş Güray, kariyerine YGA gönüllüsü olarak başladı. Kurucusu olduğu Twin Science, bugün 45 ülkede 1.200 okul ve 1,7 milyon çocuğa ulaşıyor. STEM setleri ve yapay zeka odaklı içerikleriyle hem öğrenmeyi eğlenceli kılıyor hem de eğitimdeki fırsat uçurumunu kapatmayı hedefliyor. Görme engelli çocuklar için geliştirdiği Braille Twin setleriyle Bett Awards’ta birincilik ödülü kazandı; TIME dergisinin küresel EdTech listesinde Türkiye’den yer alan tek şirket oldu. Asude’nin YGA’daki vicdanla teknolojiyi birleştiren perspektifi şu an dünyaya umut oluyor. YGA ekosisteminde bir de henüz yolun başındakiler var. Onlar da köklü sorunlara köklü çözümler arıyor. Zeynep Behram Zeynep Behram, YGA College mezunu ve ekip lideri. UCL’de kişiselleştirilmiş tıp ve yenilikçi tedaviler üzerine master’ını tamamladıktan sonra YGA İngiltere ofisinde yarı zamanlı çalışmaya devam ediyor. Yolculuğunu anlamlı kılan, sahip olduğu bilgiyi sahadaki gözlemleriyle birleştirerek köklü bir soruna çözüm araması. Zeynep; Bitlis, İstanbul, Malatya, Hatay ve Londra’da bilim atölyeleri yürüttü. Bitlis’teki diğerlerinden ayrıydı. Bir özel eğitim okulunda çocukların doğru bir yaklaşımla nasıl geliştiğine bizzat şahitlik etti. Bu deneyimden aldığı içgörüyle şu an bu alanda çalışan uzmanlarla hastaları bir araya getirecek bir website geliştiriyor. Yaren Yurt Yaren Yurt, Diyarbakır Bahçeşehir Lisesi’nden mezun olduktan sonra Harvard’dan kabul aldı. YGA ekosistemine lisedeyken girdi; şu anda College programında ekip liderliği yapıyor. Bitlis’ten İstanbul’a, İstanbul’dan Malatya’ya uzanan saha deneyimleri oldu. Dünyaya açılırken köklerini de diri tuttu. Şu anda Harvard’da nörodejeneratif hastalıkların beyin üzerindeki mekanizmaları ve plastiklerin sinir sistemi üzerindeki etkileri üzerine çalışıyor. Gelecekte Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklara yönelik daha somut çözümler geliştirmeyi hedefliyor. Bu hedef, YGA’da içselleştirdiği “köklü soruna köklü çözüm” anlayışının en net yansımalarından biri. Sıradaki İsim 8 Mart gelip geçen bir tarih değil; her yıl yeniden sorulan bir soru. Ada Lovelace’tan Nüzhet Gökdoğan’a, Mina’dan Yaren’e uzanan çizgide tarihin her döneminde bir isim, imkânsız denileni mümkün kıldı. Bu liste sahalarda, üniversitelerde, laboratuvarlarda hâlâ yazılıyor. YGA’da bu listeye adını ekleyen binlerce kadın var. Belki de bir sonraki isim sensin: yga.org.tr
YGA Mülakatı Nasıl Geçer? Bir Gönüllünün Gözünden

Yazı Başlıkları Merhabalar, ben Aleyna. Boğaziçi’nde İktisat 2. sınıf öğrencisiyim ve bir yıldır da YGA’da gönüllülük yapıyorum. YGA yolculuğumun gerçekten başladığını hissettiğim an, YGA mülakatı yani fiziksel tanışma toplantısıydı. O günü, geçen yıl gönüllülük yapmaya başlayan birinden dinleyeceksiniz. Tek Bir Doğru Cevap Yok Mülakatın yapıldığı yere gittiğimde kalabalık gruplar oturuyordu. Aklımda dönen sorulardan birkaçı şunlardı: Beni neye göre değerlendiriyorlar, ne cevap vermemi bekliyorlar? Ama girdiğim an, sorulan sorulardan şunu anladım: Tek bir doğru cevap yok. Asıl istenen şey, kendiniz hakkında ne kadar derinleşebildiğinizi görmek. Sorular jenerik cevap vermenize izin vermiyor. Daha önce hiç düşünmediğiniz şeyleri düşündürüyor. Örneğin aklımda kalan sorulardan biri şuydu: “Sizce insanlık tarihinin yüzde kaçında savaşlar olmuştur?” Cevabı merak edenler için: yaklaşık yüzde 92! Normalde üzerine çok durmadan geçtiğim bir şeydi, ama bu istatistikle birlikte savaşların ne kadar uzun soluklu ve yıkıcı olduğunu çok daha derinden düşünmeye başladım. Mülakatta Ne Aranıyor? Kendine Bakabilme Cesareti Değerlendirme kriterlerine gelince: mülakatta adayların kendilerine bakabilme cesareti ölçülüyor. Hem kendisi hem etrafındaki insanlar hem de çevresindeki olaylar hakkında derinlemesine düşünebilen, bunu yapma cesaretini gösterebilen ya da bu potansiyeli taşıyan adaylar öne çıkıyor. Mülakattan sonra etrafıma baktığımda öne çıkan ortak şey, zirvede de altı kırmızı kalemle işaretlenen umutlu bakış açısıydı: hem kendisi hem de etrafındakiler için daha iyi bir yarın hayal edebilmek. Fiziksel tanışma toplantısından sonraki ilk etkinlik olan 101 kampında tanıştığım insanlarla sadece 3 gün geçirmemize rağmen çok derin sohbetler edebildik. Bunun temelinde basit ama güçlü bir ortaklık vardı: geleceğe umutla bakmak ve bu umudu yalnızca kendin için değil, herkese daha iyi bir yarın bırakabilmek için taşımak. Toplumda konuşulan sorunların farkında olan, bu problemlerin çözümsüz olmadığına inanan ve hatta çözümün bir parçası olmak isteyen insanlarla bir arada bulunmak bana yalnız olmadığımı hissettirdi. Çift Kanat: Donanım ve Vicdan Bir diğer kriter ise adayların çift kanada sahip olup olmadığı. YGA’daki çift kanat; vicdanlı ve donanımlı olmayı birlikte temsil ediyor. Donanımı anlamak kolay. Ama vicdan kısmı çoğu zaman muğlak kalıyor ya da ‘iyi insan olmak’ gibi geniş bir çerçevede takılıp kalıyor. Bahsettiğimiz vicdanı en iyi açıklayan sözlerden biri YGA’nın kurucusu Sinan Abi’nin bir sözü: “Bahsettiğimiz vicdan, kendisi için istediğini Türkiye’deki en dezavantajlı bölgedeki öğrenciler için de isteyebilecek kadar derin bir vicdan. Hatta öyle bir vicdan ki Türkiye için istediğimiz şeyleri Ruanda için de isteyebilecek kadar. Bu öyle bir vicdan ki dünyanın her yerini sarmasını dilediğimiz bir vicdan.” Gönüllüler Ne Diyor? Ömer’in Gözünden “YGA mülakatlarına gitmeden önce, YGA’yı vicdanlı ve köklü projeler yapan çok ciddi bir yer olarak görüyordum lakin mülakata girmeyi beklerken karşılamada olan bir gönüllünün gülüşü, benimle olan konuşması bana yanıldığımı göstermek için yeterli oldu. Evet, YGA düşündüğüm gibi bir yerdi yalnız bunların ötesinde samimi, insanların bağ kurduğu, çokça güldüğü ve eğlendiği de bir yerdi. Bu samimi, mutlu hal benim halimi de etkiliyor; benim de daha iyi hissetmemi sağlıyordu.” Defne’nin Gözünden “YGA mülakatımda bana hayatımı değiştiren ‘peak experience’ım sorulduğunda ne cevap vereceğim ne kadar derin paylaşımlarda bulunabileceğim konusunda endişeliydim. Fakat hikayemi anlatmaya başladığımda tüm endişem kayboldu. Herkes beni dikkatle, merakla, yargılamadan dinliyor; ağzımdan çıkan her kelimeye değer veriyordu. Sonradan anladım ki bu YGA’da bolca karşılaşacağım güven ortamının bir ön gösterimiymiş.” Mülakat Günü Bittiğinde YGA mülakatını tek cümleyle anlatmam gerekse: Kendinizi ne kadar tanıdığınızı ve kendinize karşı ne kadar dürüst olduğunuzu test eden bir gün. Sorulan sorular sizi zorluyor, karşılaştığınız insanlar sizi etkiliyor, hissettikleriniz sizi şaşırtıyor. Ama mülakat günü bittiğinde aklınızda kalan şey muhtemelen verdiğiniz cevaplar değil, kendinize sormak zorunda kaldığınız sorular oluyor. YGA kendi sorularıyla yüzleşmeye hazır, dünyaya umutla bakmaya devam eden insanları arıyor. Ama mülakat günü aynı zamanda siz de YGA’yı tanıyorsunuz. Programın size uygun olup olmadığını siz de ölçüyorsunuz. Sonuçtan bağımsız olarak bu noktaya kadar ilerlediğiniz için kendinizi içtenlikle takdir etmeniz gerektiğine inanıyorum ve unutmayın ki vicdanlı bir şekilde bir ilke hep birlikte gitmek isteyen herkese kapılar sonuna kadar açık. Kendinle yüzleşmeye hazırsan, YGA seni bekliyor. Başvuru için: yga.org.tr
Endişeden Özgüvene: Defne’nin 3 Yıllık YGA Yolculuğu

Yazı Başlıkları 3 yıl önceki ilk zirvemi düşününce aklıma ne o zamanki konuşmacılar, ne de söylenenler geliyor. Beni en çok etkileyen şeyin bordo sweatli öğrenciler olduğunu hatırlıyorum. YGA’yı yakından tanımadan önce başvurma amacım bilim sahalarına katılabilmek, give back yapabilmekti. Zirve’deyse anladım ki aslında burada çok daha derin bir amaç yatıyor, YGA ekosisteminin içindeki gönüllülerin samimiyeti beni derinden etkiliyor. Zirve’nin ardından programlara başvururken de kök sebebim bu güven ve öğrenme ortamının, samimiyetin bir parçası olabilmekti. Amaçladığım bu give back’i bilim sahalarında yaparken benim gibi yüreği heyecan, merak ve köklü değişimlerin peşinde olan insanlarla birlikte çalışmak en büyük motivasyonum oldu. YGA’yı Farklı Kılan Şey: Sürdürülebilirlik Lise hayatım boyunca birçok STK, proje ve etkinlikle tanıştım ve bence YGA’yı farklı kılan en önemli şey sürdürülebilirlik. Burada kimse günü kurtarmaya çalışmıyor, sürdürülebilir ve köklü çözümler bulmaya odaklanıyor. Örneğin bilim sahalarında YGA sadece Twin setlerini ulaştırıp çekilmiyor, gönüllü öğrencilerin oradaki çocuklara rol model olması için imkanlar sağlıyor, öğretmenleri programa dahil ediyor onların da gelişimlerini takip ediyor yani amaçlanan etki birçok kanattan destekleniyor. Veya YGA Programları’nda bizler çoğu projede yapıldığı gibi birkaç seminer alıp dağılmıyoruz, her hafta farklı konular üstüne sohbetler ediyor, uzun süreli gelişimimizi gözlemliyoruz. Beklenti ve Gerçeklik: İki Yönlü Bir Dönüşüm Ben YGA’da give back yapabileceğim, benim gibi köklü sorunlara köklü çözümler arayan yol arkadaşlarımla tanışabileceğim bir ekosistem bekliyordum. Evet bunları buldum ama hiç düşünmediğim etkenlerle de karşılaştım. Örneğin ben YGA’da bu kadar değişip gelişebileceğimi, YGA programlarında asıl odaklanacağımız şeyin kendimiz olduğunu bilmiyordum. Özetle YGA’da dünyayı değiştirecek kadar cesur olmayı beklerken aynı zamanda kendimi tanıyacak kadar da insightful olmayı öğrendim. Öncesi ve Sonrası: Bir Dönüşüm Hikayesi YGA’dan önce Defne kendinden pek de emin olmayan, başarısızlıklarında kolayca endişeye düşen, umutlu olmasının yanı sıra bu umudu nasıl kullanacağını bilmeyen bir Defne’ydi. YGA sonrası Defne özgüveni yüksek, başarılarına odaklanan ve kendini takdir etmeye değer veren, başarısızlıklarını bir öğrenme havuzu olarak gören birine dönüştü. Give Back: İçten Başlayan Bir Yolculuk Give back benim için ilk önce içten başlıyor. Sahip olduğun şeyleri öncelikle fark edebilmek ardından kendini bu sahip oldukların için appreciate edip başkalarının da bundan faydalanmasını sağlamak. Bir arkadaşıma da bir büyüğüme de bilim sahasındaki bir çocuğa da give back yapmanın mümkün olduğuna inanıyorum. Eşitsizliğin artarak ilerlediği dünyamızda sahip olduğumuz zamanı, mutluluğu, en önemlisi de umudu paylaşarak bu eşitsizliği kapatmaya çalışmak. Bilim Seferberliği: Köklü Soruna Köklü Çözüm YGA’da hep köklü sorunlara köklü çözümler diyoruz. Bence Bilim Seferberliği bunun en güzel örneklerinden. Benim için Bilim Seferberliği’nin bu kadar önemli olmasının sebebi, sadece deprem bölgesindeki birkaç çocuğa bilim seti göndermekle kalmıyor olmamız. Gerek gönüllü olarak sahaları ziyaret edip oradaki çocuklara rol model olmak olsun, gerek ilgili öğretmenlerin rol model öğretmenler programına katılıp takiplerinin yapılması olsun, gerekse Twin platformunun sürekli olarak geliştirilmesi, kendini yenilemesi olsun. Bunların hepsi Bilim Seferberliği’nin eğitim eşitsizliği gibi köklü bir soruna kalıcı, köklü ve yürekten gelen bir çözüm bulması. Tabii bir de benim için taşıdığı kişisel önem var. Özellikle eğitim eşitsizliğini dert edinen bir YGA’lı olarak sahalarda çocukların gözlerindeki ışıltıyı görmek benim YGA’da en keyif aldığım nokta diyebilirim. Bazen sahip olduğumuz umudu deprem bölgesine taşıyoruz, donanımımızla give back yapıyoruz. Bazense çocuklardan ve öğretmenlerden aldığımız öğrenme aşkıyla, hayallerle ve umutla güçlenip yolumuza daha da emin adımlarla devam ediyoruz. RMÖP Stajı: Etkinin Her Yönünü Görmek Bilim sahalarında zamanın nasıl geçtiğini unutan biri olarak bu staja kendimi çok bağlı hissettim. Sahada gönüllülerle yaptıklarımızın yanı sıra köklü değişimlerin öncüsü olan öğretmenlerimizle de çalışıp Bilim Seferberliği’ni her kanattan gözlemleyerek bu büyük etkiyi daha da iyi anladım. Özellikle hem öğretmenlerle iletişim halinde olup onlardan gelen yorumları ve teşekkürleri dinlemek aynı zamanda işin arka planında yarattığımız bu etkinin verisiyle ve sayılarıyla çalışmak çok hoşuma gitti. Defne’nin hikayesi, YGA’nın sadece bir gönüllülük platformu değil, aynı zamanda gençlerin kendi potansiyellerini keşfettiği bir dönüşüm ekosistemi olduğunu gösteriyor. Sen de bu yolculuğun parçası olmak istersen, YGA seni bekliyor. YGA’lı olmak için yga.org.tr adresini ziyaret et.
Toplumsal Fayda için Birleşmek: Değer Birliği ve Bütünlüğü Nedir?

Yazı Başlıkları Hepimiz hayatımızın bir döneminde şunu sorgulamışızdır: “Benim değerlerim ne? Hangi şeylere gerçekten önem veriyorum?” Aslında değerler, bizi biz yapan pusulalar. Dolayısıyla da bu değerler birliği, arkadaş seçimimizden kariyer yolculuğumuza kadar birçok noktada kararlarımızı etkiliyor. Değerlerimizi paylaşan insanlarla bir araya gelmek ise sadece sıkı dostluklar değil, fikirlerini aksiyona dönüştürebilen güçlü bir topluluk da yaratıyor. Tam da bu yüzden gençler olarak ortak bir vizyonun peşinden koşmak çok değerli. YGA olarak biz, farklı şehirlerden ve kültürlerden gelen gençleri aynı masa etrafında toplayarak değer birliği sağlıyor, değerin sadece bireysel değil, toplumsal da olabileceğini hatırlatıyoruz. Değer Birliği Nedir? Hepimizin farklı ilgi alanları, yaşam tarzları ya da hayalleri olabilir. Ama bizi bir araya getiren, ortak bir noktada buluşturan şey aslında değerlerimiz. Değer birliği, aynı değerlere inanan, benzer prensipleri taşıyan insanların birlikte olması demek. Örneğin adalet, empati, dürüstlük, paylaşım gibi kavramlar evrensel değerlerdir. Bu değerleri içselleştiren topluluklar hem kendi içlerinde uyumlu olur hem de çevrelerine güven verir. Çünkü işin özü, yalnızca aynı yerde durmak değil; savunulan o değerleri günlük hayatta yaşatabilmek. Bütünlük değerine sahip olan ve bir değer birliği kuran topluluklar, birlikte hareket ederken daha sağlam adımlar atıyor. YGA’nın yaklaşımı da tam burada devreye giriyor. YGA’da gönüllüler farklı fikirlerle gelseler de ortak noktalarda buluşarak “biz” olmayı ve birlikte çalışmayı öğreniyor. Bu, bireyleri geliştirdiği kadar toplumu da ileri taşıyan bir güç yaratıyor. Ortak Değerlerde Buluşmanın Gücü Bazen düşüncelerimiz, bakış açılarımız çok farklı olabilir. Ama ortak değerlerimiz varsa bir araya gelmek çok daha kolay. Mesela empati yapmak, başkasının gözünden bakabilmek ya da iyiliği çoğaltmak… Bunlar birlikte değerli bir geleceğe yol almanın en güzel örnekleri. Bu değer birliğinden doğan güç, bir araya gelen insanlara güven ve motivasyon veriyor. YGA’daki gönüllüler de tam olarak bu ruhla hareket ediyor. Onlar, farklı alanlarda eğitim alsalar da ortak değerleri paylaşarak sosyal sorumluluk konusunda bir bütün oluyorlar. Sonuçta ortaya çıkan şey, sadece bireysel gelişim değil, aynı zamanda sosyal etki. Değer birliği sayesinde hep birlikte hareket edince tek başına yapılamayacak şeylerin gerçekleştiğini görmek inanılmaz ilham verici oluyor. Değer Bütünlüğü Nedir? Bir insanın ya da bir topluluğun en büyük sınavı, söyledikleriyle yaptıklarının aynı olmasıdır. İşte değer bütünlüğü tam da bu uyumu anlatıyor. Eğer dürüstlük diyorsak ama davranışlarımız buna uygun değilse güven duygusu zedelenir. Paylaşmayı önemsediğimizi söylüyorsak ama hayatımızda paylaşmaya yer vermiyorsak bu da bir çelişki yaratır. Değer bütünlüğü, sözlerimiz, düşüncelerimiz ve eylemlerimizin birbiriyle tutarlı olması anlamına geliyor. Yani değer bütünlüğü, “düşündüğün, söylediğin ve yaptığın şeyler birbiriyle uyumlu mu?” sorusunun cevabı aslında.Topluluklarda da bu durum çok belirleyici. Değer bütünlüğü yüksek olan bir grup, çevresinde güven kazanır ve uzun vadeli etkiler yaratır. YGA girişimlerine yön veren gönüllülük anlayışında da bu çok önemli bir nokta. Burada değer bütünlüğü, sadece konuşulan bir kavram değil; projelerde, iş birliklerinde ve günlük iletişimde aktif bir şekilde yaşatılıyor. Böylece ortaya güven veren ve sürdürülebilir bir topluluk çıkıyor. YGA’da empati diyorsak gerçekten kendimizi karşımızdakinin yerine koymaya, olayları onun gözünden bakarak anlamaya çalışırız. Adalet diyorsak kararlarımızda adil olmaya ve eşitlik sağlamaya gayret ederiz. İşte bu değer bütünlüğü, YGA kültürünün temelini oluşturuyor ve gençlere güven veren bir liderlik anlayışı kazandırıyor. YGA’da Değer Birliği ve Bütünlüğü Nasıl Yaşatılıyor? YGA’da gençler sadece fikir üretmiyor; aynı zamanda değerlerini günlük hayatlarına nasıl yansıtabileceklerini de deneyimliyor. YGA projelerinde görev alırken, ekip arkadaşlarıyla çalışırken ya da sosyal etki yaratırken bütünlük birlik değeri hep ön planda tutuluyor. Mesela empati, YGA kültürünün merkezinde. Bir başkasını anlamadan güçlü bir proje geliştirmek mümkün olmuyor. Bunun yanında değer bütünlüğü de önemli bir test alanı. YGA’da “söylediğini yapmak, yaptığını savunmak” kültürü var. Bu sayede hem bireyler hem de ekipler daha güvenilir ve sürdürülebilir bir şekilde ilerliyor. YGA, sadece fikirlerin değil, değerlerin de büyüdüğü bir ortam yaratıyor. YGA Gönüllülüğü ve Ortak Amaçla Hareket Etmek YGA gönüllüsü olmak, sadece bir projede yer almak değil, bir amaç için birlikte yürümek demek. Burada kimse tek başına bir şey başarmaya çalışmıyor. Tam tersine, farklı fikirler ortak bir amaç, bir değer birliği için birleşiyor. Bu amaç da genelde topluma fayda sağlamak, daha iyi bir gelecek için katkı sunmak oluyor. YGA’daki gönüllüler, ortak değerleri etrafında bir araya geldikleri için karar almakta ve harekete geçmekte çok daha uyumlu oluyorlar. Bu birlik ruhu hem kişisel gelişimi destekliyor hem de daha geniş bir toplumsal etki yaratıyor. Değer birliğiyle hareket etmek, bireysel çabaları kolektif bir güce dönüştürüyor. Değer Temelli Bir Gelecek Mümkün Geleceği sadece teknoloji ya da ekonomi belirlemiyor; aslında işin merkezinde değer bütünlüğü de var. Çünkü değer bütünlüğü temelli bir gelecek, daha adil, daha sürdürülebilir ve daha yaşanabilir bir dünya anlamına geliyor. Bugün bireysel olarak attığımız küçük adımlar, yarının büyük dönüşümünü hazırlıyor. Eğer dürüstlük, empati ve paylaşma gibi değerleri merkezimize alırsak gelecek çok daha umut verici olur. YGA da bu inançla hareket ediyor. Gönüllülerine değer birliği temelli liderlik öğreterek onların sadece bireysel başarılar değil, toplumsal fayda da yaratmasını sağlıyor. Böylece değerlerin yön verdiği bir gelecek inşa etmek sadece hayal değil, gerçek bir yol hâline geliyor.
Motivasyon ve Çapayı Bulmak

Motivasyon ve Çapayı Bulmak Günümüzde “motivasyon eksikliği” sıkça duyduğumuz bir kavram. Pek çok insan, hedeflerini ve hayallerini gerçekleştirecek enerjiyi bulamadığından yakınıyor. Oysa motivasyon, insanı belli bir amaç uğruna çalışmak için ayağa kaldıran güç, bir güdü olarak tanımlanır. Hırs, umut gibi pek çok farklı kaynaktan beslenebilir; ancak derinde yatan o “kalp atışını hızlandıran” iç kuvveti bulmak, bizi asıl ileriye taşıyan unsurdur. Kalbinin neden hızlandığını bilen birinin, motivasyonu da kalıcı olur. Bu yazıda, motivasyonun temellerinden başlayıp, onun nasıl sağlanabileceğine ve motivasyon stratejilerine kadar kapsamlı bir yolculuğa çıkacağız. Motivasyon Nedir? Motivasyon, kimi zaman dış etkenlerden (ödüller, övgüler, sosyal çevre) kaynaklansa da esas gücü kişinin özünde yatan ve ona “Niçin bu işi yapmalıyım?” sorusunun cevabını veren nedenden alır. İçsel (intrinsic) motivasyon: Kişinin kendi değerleri ve tutkuları doğrultusunda, içinden gelen bir dürtüyle harekete geçmesidir. Dışsal (extrinsic) motivasyon: Ödül, takdir veya toplumsal onay gibi dış etkenler sayesinde harekete geçmedir. Sosyal Motivasyon: İnsan sosyalleşerek büyür ve gelişir. Ait olma ihtiyacı, takım ruhu, toplumun refahı veya sosyal çevreden alınan destek, motivasyonu artırabilir. Burada önemli olan, kalp atışlarımızın ne için hızlandığıdır. Çünkü içsel motivasyon, kişiye sürdürülebilir bir enerji sağlayarak, mücadeleci ruhunu canlı tutar. Hangi işi yaparsak yapalım, ona anlam katmamızı, o işe sarılmamızı sağlayan şey motivasyondur. Motivasyon Nasıl Sağlanır? Peki kalp atışlarımız ne için hızlanır? Nasıl motive oluruz? Bireye mücadeleci ruhu veren, tüm zorluklara rağmen iç motivasyonuyla hareket etmesini sağlayan, belirsiz anlarda özellikle de denizde dalgalar yükseldiğinde gemimizi kontrol etmeyi kolaylaştıran nedir? Bu anlarda gemiyi dik tutan, çapadır. Çapa attığımız değerler, yaptığımız tüm aksiyonların temelinde nasıl amaçla yola çıktığımızı bize hatırlatarak “main thingi” kaybetmememize yardımcı olur. Kalp atışlarımızı hızlandıran bir amaç veya “çapa” bulmak, motivasyonun en etkili yoludur. Çünkü motivasyon eksikliği olarak adlandırdığımız durum, çoğu zaman “derin bir amaçtan” yoksun olmamızdan kaynaklanır. Gemiyi dalgalı denizlerde dik tutan çapa gibi, hayatımızda da kendimize sağlam bir “değerler bütünü” bulmamız gerekir. Bu değerler, yaptığımız her işin temelindeki asıl sebebi bize hatırlatır. YGA Zirvesi 2024’te Prof. Dr. Mehmet Toner’in bahsettiği gibi, “amaç” ile “hedef” birbirinden farklıdır. Hedefler zaman içinde değişebilir ve sizi amacınıza ulaştıran küçük basamaklardır. Amaç ise uzun soluklu bir yolculuk ister ve “son hedef”inizdir. Çapanızı doğru değerlere attığınızda, sizi başarının kibrine ve başarısızlığın umutsuzluğuna kapılmadan koruyacak bir iç dengeye sahip olursunuz. Bu amaçlar, çapa atılan değerler “Ben şu olmak istiyorum” değil de “Dünyada buna ihtiyaç var.“ bakış açısıyla, saf bir niyetle inşa edildiğinde kişinin küçük çıkarları aradan çıkar ve amaç anlam kazanır. Bu, zihninizde büyük bir resim canlanmasını sağlar. Amaçlarınız ne kadar anlamlı ve büyük resme hizmet ediyorsa, motivasyonunuz o kadar güçlü olacaktır. Hedefleri, o amaca ulaşmak için belirlediğiniz süreç adımları olarak görmelisiniz. Değişebilir, esneyebilir ama amacınız uzun vadede size yön vermeye devam eder. Sizi harekete geçiren şey gerçekten derin bir anlam taşıyorsa, dış koşullardan etkilenmeniz zorlaşır. Motivasyonun gerçek kaynağı, kalpten bağlı olduğunuz bir şeyin varlığıdır. Bu, “ben şu olmak istiyorum” demekten öte, “ben şu değer için çalışmak istiyorum” diyebilmektir. İç Motivasyonumuzu Nasıl Koruyacağız? Değerlerimizi inşa etmeye başladıkça karşımıza çıkan en önemli sorulardan biri de bunu hayatımızda uygulayabilmek. Nasıl olur da insan iş yerinde en yoğun olduğu anda veya sınavın ortasında da kendi çapasını hatırlar, inandığı değerlerden güç alır? Atatürk’ün ilham verici bir sözü var: “Hiçbir şey yolunda gitmedi, hiçbir şey de beni yolumdan etmedi” Özgüvenli, güvenini ve gücünü özünden alan birey; koşullardan etkilenmez, koşulları etkiler. İşte bu koşulları etkilemek içinse iç motivasyonu koruyor olmak ciddi önem arz ediyor. Kişisel Farkındalığını Artırmak Günlük veya haftalık olarak kendine şu soruları sormayı alışkanlık haline getir: “Bugün neyi neden yaptım?”, “Bu beni uzun vadeli amacıma yaklaştırıyor mu?” Bu kontrol noktaları, çapanı hatırlamana yardımcı olur. İçten Takdir Etmek Yolculuk uzun olabilir, ama attığın her küçük adımı gör ve takdir et. Hayatımızdaki olumsuzlukları görmek hakikaten kolay, asıl mesele güzeli görebilmekte. Bireyin kendine ve çevresindekilere karşı olumlu hissetmesi, umutlu kalabilmesi için takdir; gelişmesi gereken en önemli kaslardan biri. Anlamlı Aksiyonlar Almak Benzer değerleri paylaşan bir toplulukla bağ kurmak, iç motivasyonu destekler. Yalnız olmadığını bilmek, dayanıklılığını artırır. Kendine Karşı Dürüst Olmak Zorluklar ve düşüşler motivasyon kaybı gibi hissettirebilir. Ancak bu anlarda kendine “Bu da yolun bir parçası” diyebilmek ve hatalarımızdan anlamlı öğretiler çıkararak yola devam etmek, iç motivasyonu artırmanın yanında gelişimi de beraberinde getirir. Kısacası motivasyon, her zaman coşkulu ve yüksek bir enerji hali değildir. Asıl mesele, fırtınalı günlerde bile rotayı hatırlamak ve çapamızı sağlam bir şekilde değerlere atmaktır, böylece dış koşullar değişse de iç pusula asla sapmaz. Gerçek motivasyon, dış koşullar değil, içsel duruşla ilgilidir. Yol ne kadar zorlu olursa olsun, çapan değerlerinse; yönünü asla kaybetmezsin. Sen de çapanı bulmak ve değerlerinle hareket eden bir topluluğun parçası olmak istiyorsan YGA seni bekliyor. Başvuru için yga.org.tr adresini ziyaret et.
19 Ağustos İnsani Yardım Gününün Anlam ve Önemi

19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü, insani yardıma katkıda bulunan bireylerin onurlandırıldığı bir gündür. Birbirine destek olmak ve özellikle zor durumlarda yardım eli uzatmak, insan olmanın gerekleri arasında yer alır. Bu nedenle geniş bir çerçevede düşünebileceğimiz “yardım” kavramı; mutluluğun toplumdaki insanların tamamına yayılmasını sağlar. İnsani yardım kuruluşları öncülüğünde pek çok farklı proje ile sürdürülebilir bir yaşam oluşturmak mümkündür. İnsani Yardım ve Sürdürülebilir Yaşam İnsani yardım ve sürdürülebilir yaşam, birbirini tamamlayan iki dikkate değer kavram olduğundan aralarındaki bağ oldukça güçlüdür. Sürdürülebilir bir yaşam adına insanların ilk olarak temel ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Bu nedenle Dünya İnsani Yardım Günü, sürdürülebilir yaşamın vurgulanması açısından önemlidir. Yoksulluk ve eşitsizlik başta olmak üzere toplumun geneline yayılmış sorunlar, sürdürülebilir yaşamı ekonomik ve sosyal açıdan sekteye uğratabilir. Bu nedenle bu tür sorunların asıl nedenini bulmak ve sorunlara inovatif çözüm geliştirmek oldukça önemlidir. Toplumların doğal afet ve ekonomik şok gibi sorunlar karşısında dayanıklılıklarını arttırmak, sürdürülebilir yaşamın merkezinde yer alan konulardan bir tanesidir. Çünkü bu tür acil gelişen durumlar, toplumdaki bireylerin yaşantısını derinden etkileyebilir. Bireyleri ve toplumun genelini etkileyen durumların tamamını sürdürülebilir yaşam merkezinde ele almamız mümkündür. İnsani yardımlar ise bu noktada devreye girer. Atılacak her yenilikçi adım, bireylerin ve toplumun güçlenmesini sağlayabilir. İnsani Yardım Kuruluşları Kimdir ve Nasıl Yardım Ediyorlar? Dünya genelinde sürdürülebilir bir yaşam adına yenilikçi, çözüm odaklı ve dikkate değer çalışmalarda bulunan pek çok insani yardım kuruluşu mevcuttur. Toplumdaki bireylerin çok daha insani şartlarda yaşamasına destek olmak ve dezavantajlı konumdaki bireyleri diğerleriyle eşit şartlarda yaşamasını sağlamak adına birtakım faaliyetlerde bulunan yardım kuruluşları, aynı zamanda bireylerin gelişimine de katkı sağlar. Dünya insani yardım günü kapsamında, bu tür kuruluşların insanlara ne tür yardımda bulundukları önemli bir konu olarak ön plana çıkar. İnsani yardım kuruluşlarının faaliyetlerini şu şekilde özetlememiz mümkündür: ● Temel ihtiyaçların karşılanmasının zor olduğu zamanlarda, insanların yaşamlarını devam ettirebilmeleri adına gıda, barınma ve sağlık hizmeti gibi hizmetlere ulaşmasını sağlamak ● Her bireyin eşit şekilde eğitim hakkından yararlanmasına destek olmak ● Özellikle doğal afet gibi beklenmedik durumların ortaya çıkması halinde insanların mental sağlıklarını koruyabilmesi adına psikolojik destek sunmak Bunların yanı sıra insani yardım kuruluşlarının hizmet amaçları kapsamında, insan haklarını ve onurunu korumak da önemli bir yer edinir. Özellikle savunmasız grupların sömürü kültüründen uzaklaştırılabilmesi için yenilikçi uygulamalar ve sosyal girişimler, insanların eşit bir şekilde yaşantılarına devam edebilmesini sağlar. İnsani Yardımda Gönüllülüğün Rolü Nedir? Dünya insani yardım günü öznesi olan insani yardım kuruluşlarında gönüllülük son derece önemli bir kavramdır. İnsanların herhangi bir maddi çıkar beklemeden yardım eyleminin merkezinde yer almayı kabul etmesi, “gönüllülük” kavramını tanımlayan bir ifadedir. Bu kavram, YGA için çift kanatlı, vicdanlı ve donanımlı olmanın karşılığıdır. Buradaki amaç, toplum için yapılan faaliyetlerin her birini akıl ve kalp birlikteliğinde yapmaktır ve toplumun ekonomik ve sosyal kalkınması için rol model bireyler yetiştirmektir. Atılacak adımların tamamında başarıya ulaşılabilmesi için gönüllülerin birbirlerine destek olması gerekir. Böylelikle süreç çok daha etkili bir şekilde yürütülebilir. Aynı zamanda toplumdaki bireylerin ihtiyaçlarını doğru analiz etmek, yine gönüllülerin birlikte çalışmalarıyla mümkün hale gelir. İnsani yardım kuruluşlarında gönüllü olmak ve desteğe ihtiyaç duyan kişilere ulaştırılacak yardım açısından önemli olmakla birlikte bu sürece dahil olmak, gönüllülere de katkı sağlar. Her şeyden önce gönüllü bireyler, yaptıkları çalışmalar sayesinde yeni deneyimler ve kazanımlar elde eder. İnsani Yardım Çalışmalarına Nasıl Katkıda Bulunabilirsiniz? Dünya insani yardım günü kapsamında, insani yardım faaliyetlerinde bulunan kuruluşlara gönüllülük esasına dayalı olacak şekilde katkıda bulunmak mümkündür. Verilecek destek, çalışmaların çok daha planlı ve pratik bir şekilde ilerlemesini sağlar. Peki ama insani yardım kuruluşları faaliyetlerine nasıl katkıda bulunabilirsiniz? İnsani yardım kuruluşlarına gönüllü olarak katılabilir, faaliyet programlarını öğrenip gerekli aşamalarda desteğinizi sunabilirsiniz. Bu tür kuruluşların vicdanlı ve donanımlı bireylere ihtiyacı bulunur. Bunun yanı sıra her insan farklı bir beceriye sahiptir. Dolayısıyla iyi olduğunuz konuda kuruluşa katkı sağlayabilirsiniz. Örneğin bilgisayarda iyisinizdir, muhasebe veya iletişim alanında kendinizi yetiştirmiş olabilirsiniz. Manevi destek önemli olmakla birlikte insani yardım kuruluşlarının çalışmalarına devam edebilmesi için maddi desteğe de ihtiyacı bulunur. Bu nedenle maddi bağışı yapabilirsiniz. Maddi açıdan yeterli seviyeye ulaşan insani yardım kuruluşları, çalışmalarına yenilerini katabilir. Öte yandan daha fazla insana yardım edebilmek için maddi bir altyapı oluşturabilir. Donanımlı ve Vicdanlı Rol Model Gençler ile YGA 19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü kapsamında faaliyetleriyle ön plana çıkan YGA, her geçen gün bireyi ve toplumu kalkındırma çalışmalarına bir yenisini ekleyerek bu alanda attığı yenilikçi adımlarla ön plana çıkar. Gönüllülük kapsamında çift kanatlı gençler yetiştirmeyi hedeflemekte olup bu konuda üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirir. YGA programları, teknolojiyi kaldıraç olarak kullanan, vicdanlı bilimin ışığında sosyal fayda yaratan gençler keşfeder, geliştirir ve yetiştirir. Bu gençlerin insanlığa faydalı sosyal girişimlere öncülük etmesine destek olur. Geliştirilen projeler arasında Bilim Seferberliği, Birbirini Geliştiren Kadınlar ve çeşitli girişimler özel bir yer edinir. Her biri, toplumdaki dezavantajlı bireylerin kendilerini geliştirmelerine katkıda bulunup, toplumsal ekonomik ve sosyal kalkınmayı, refahı arttırmayı hedefler.
İçten Takdir Etmek Nedir ve Neden Önemlidir?

Takdir etmek, insani ilişkiler açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Bununla birlikte çoğu zaman göz ardı ediliyor olsa da takdir etmenin toplumsal ve bireysel açıdan da rolü büyüktür. Samimi olarak yapılan bir takdir, kişinin özgüveni artırır ve karşılıklı saygınlığı güçlendirir. Motivasyonu artırır ve kişinin çevresine karşı pozitif yaşam ortamı oluşturmasını sağlar. Neden Takdir Etmeliyiz? Takdir etmek, herhangi bir eylem ya da işin sonucunda bir tarafın başka bir tarafı onayladığını, başarılı bulduğunu ve tasvip ettiğini ifade eder. Güzel bulmak, övmek, kıymet bilmek gibi ek anlamlara da gelir. Bu konuda yapılan araştırmalar takdir etmenin psikolojik ve nörolojik bazı faydalar sağladığını ortaya koymuştur. Özellikle takdir edilmenin vücuttaki bazı iyi hormonları tetiklediğine dair çalışmalar mevcuttur. Bununla birlikte takdir etmek koşulsuz sevginin ve bir şarta bağlı olmaksızın gösterilen değerin de bir ifadesi olabilir. Her ne kadar insanları takdir etmek, bireyler arasında gerçekleşen bir davranış biçimi gibi görünse de özsel olarak takdir edilmenin ve etmenin toplumsal rolü de vardır. Takdir edilen ve eden insanların çoğaldığı toplumlarda bireylerin birbirlerine olan saygısı da artar. Bu, aynı zamanda empati yeteneği gelişmiş bir toplum modelinin inşa edilmesi açısından da önemlidir. Samimi Bir Takdir Bireylere Nasıl Hissettirir? Takdir etmek, yaşamın birçok alanında son derece önemli bir yere sahip olan davranıştır. Gelişim çağlarından itibaren çocuklar, merak dürtüleri ile hareket ederek çevreyi tanımlamaya çalışır. Bu tanımlama sürecinde ise hemen her eyleminin ardından onaylanma gereksinimi hisseder. Çocuklarda gözlemlenen bu gereksinim, onaylanmanın insanın doğal bir eğilimi olduğuna işaret eder. Dolayısıyla çocukluk döneminden itibaren takdir edilmek, çocukların psikolojik gelişiminde son derece önemli bir rol oynar. Bu durum çocukluk döneminin ardından kişinin bireye dönüştüğü yetişkinlik evresinde de aynı şekilde geçerlidir. Gündelik yaşamın her alanında çalışanlar ve hatta yönetici pozisyonunda bulunan kişiler dahi takdir edilmek ister. Özellikle iş yaşamı söz konusu olduğunda, günümüzde dünya genelinde en çok yapılan tartışmalardan biri çalışanların takdir edilmesine yönelik yetersizlikler ve eksikliklerdir. Başarıyı takdir etmek, iş hayatında motivasyonu artırır. Kişinin kendine çok daha fazla güvenmesini sağlayarak, ilgilendiği alanda daha başarılı sonuçlar elde etmesini destekler. Bununla birlikte iş yaşamında takdir edilmek, her zaman aynı ölçüde samimiyet içermez. Dolayısıyla takdir etmek kadar önemli olan bir başka konu da samimi bir şekilde takdir edilmektir. Samimi bir takdir ile bireylerin gündelik yaşamlarına, mutluluklarına, ruh hallerine, güvenlerine ve aidiyetlerine hitap etmek mümkündür. İçten Takdir Edilmeyen Bireyler Nasıl Hisseder? Takdir etmek, iki taraf arasında gerçekleşen, yani karşılıklı bir eylemdir. Bu bağlamda takdir eden kadar takdir edilen de bu durumun bir parçasıdır. Takdir edilmeme hali ise bireyler üzerinde ciddi ve yıkıcı etkiler oluşturabilecek tutumdur. Hemen her insan hak ettiğini düşündüğü ölçüde takdir edilmek ister. Takdir edilememe durumu, sosyal yaşam içerisinde oldukça kaygı uyandırıcı sonuçlara neden olabilir. Aynı şey takdir edilirken samimiyetin göz ardı edilmesi sonucunda da ortaya çıkar. İçten takdir edilmeyen bireyler, değersiz ve kendini görmezden gelinmiş gibi hissedebilir. Aynı zamanda bu kişiler, motivasyonlarını da kaybedebilir. Özellikle kurumlar içerisinde ya da iş hayatında içten bir tavırla takdir edilmemek, kişinin bağlılık ve sadakati üzerinde de olumsuz bir etki gösterir. Olumsuz duygu durumları ve düşünce kalıplarının oluşmasına neden olur. Bu ise insani ilişkilerin bozulması ve kişilerin kendilerini ifade etmede güçlüklerle karşılaşması ile sonuçlanabilir. Takdir Etmenin Bireyler Üzerindeki Etkileri Takdir; çabaların, başarının, eylemlerin, özverinin fark edilerek onaylanması anlamına gelir. Bu davranış, kişinin karşısındakine verdiği değeri ifade etmenin güzel bir yoludur. Takdir etmek, her zaman sözlerle yapılmaz. Bazı durumlarda eylemler, davranışlar, jest ya da mimikler dahi kişinin takdir edildiğini hissetmesini sağlayabilir. Takdir, bireyin ruh hali ve davranışları üzerinde tahmin edildiğinden daha büyük bir etkiye sahiptir. Tam da bu yüzden takdir etmenin önemi, sadece bireyler nezdinde değil, toplumun geneli açısından da doğru şekilde anlaşılmalıdır. Takdir etmenin bireyler üzerindeki etkileri genel olarak şu şekilde sıralanabilir: * Motivasyonu ve özgüveni artırır. * Kişinin mutlu olmasını sağlar. * Empati yeteneğini güçlendirir. * Yaratıcılığı ve özgüveni güçlendirir. * Kişinin değerli hissetmesini destekler. * Bağlılığı ve sadakati artırır. Tüm bunların yanı sıra takdir etmek, kişiler arasında iletişimi güçlendirme açısından da önem arz eder. İnsanlar arasındaki ilişkileri güçlendirir ve pozitif bir ortamın oluşmasını destekler. Eğitim Sisteminde Takdirin Önemi Takdir etmek, gündelik yaşamın bir parçası olduğu gibi aynı zamanda eğitim ve öğrenim sürecinde de oldukça önemli bir yere sahiptir. Tam da bu yüzden eğitim sistemi içerisinde takdire fazlasıyla yer verilir. Takdir edilmeyi talep etmek ve otorite tarafından onaylanmak, insani bir eğilimdir. Çocukluk döneminde ve öğrenim sürecinin devam ettiği eğitim kurumları içerisinde ise bu eğilim, çok daha güçlü şekilde hissedilir. Eğitim sisteminde takdir, her şeyden önce öğrenme ortamının iyileşmesi açısından kıymetlidir. Özellikle çocukluk döneminde öğrenme ortamının takdir edici olması, öğrenme sürecinin daha keyifli ve eğlence bir hal almasını sağlar. Bu durum ise öğrencilerin başarısını doğrudan etkiler. Performansı artırır. Olumlu davranışları teşvik etme konusunda öğreticidir. Bu yüzden takdir etmek, eğitim sisteminin en önemli parçalarından biridir. İş Hayatında Takdir Edilmek Takdir etmek, yaşamın her alanında olduğu gibi iş dünyasında da oldukça önemli bir yere sahiptir. Yönetim kademesinde bulunanlar açısından en çok dikkat edilmesi gereken davranışlardan biri de bu kapsamda takdirdir. İş hayatında takdir edilmek, çalışanların motivasyonunu artırır ve adalet duygularını güçlendirir. Kişilerin yaratıcılıklarını ön plana çıkarmalarında önemli bir rol oynar. Çalışanların yeni fikirler üretmesini ve yaratıcı çözümler bulmasını teşvik eder. Bununla birlikte her bir çalışan kendini değerli ve desteklenmiş hissederek iş yapma sürecinde daha huzurlu ve mutlu olur. Takdirin Toplumsal Etkileri: Daha Pozitif Bir Dünya Mümkün mü? Takdir etmek, sadece bireysel eylemler ve bireylerin birbirleri arasında kurduğu iletişimi kapsayan bir etki göstermez. Aynı zamanda toplumun refahı, gelişmişlik seviyesi, toplumsal birliktelik, aidiyet duygusu ve saygınlık açısından da önemli bir eylemdir. Birbirini takdir etmeyi alışkanlık haline getiren bireylerden oluşan bir toplum, çok daha mutlu ve özgüvenlidir. Aynı zamanda takdir etmek ve edilmek, dünyanın daha pozitif bir hal almasında da rol oynar. Takdir edilenler kadar takdir edenler de pozitif duygularla bezenir. YGA, tüm sosyal sorumluluk projelerinde çift kanatlı gençler yetiştirmeye odaklanan bir kuruluştur. Çift kanatlı olmanın önemli bir özelliği ise vicdanlı olmaktan geçer. YGA’nın programlarıyla yetişen çocuklar, vicdanları ile hareket eder ve toplumun pozitif bir yapı elde etmesinde rol oynar. Bu pozitiflik hali, birçok eylemle pekiştirilir. Takdir etmek de bu kapsamda var olan eylemlerden sadece biridir. Takdir edilmek ve etmek, toplumun genel refahını artırarak toplumda empati duygusunun ve yardımseverliğin artmasını sağlar.
