23 Nisan ve Bilim Seferberliği: Söz Onlarda

Yazı Başlıkları “Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar!” Atatürk bu sözü 1923’te Bursa’da kendisini karşılayan çocuklara söylemişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışını, 23 Nisan’ı çocuklara armağan etmesi de aynı inancın ifadesiydi. Atatürk için mücadele cephede bitmedi. Harf Devrimi’nin ardından Millet Mektepleri açıldı, Atatürk bizzat tahta başına geçip okuma yazma öğretti. Yıllar sonra Köy Enstitüleri kuruldu. O dönemin esas meselesi, geleceği yetiştirmek için veriliyordu. Bugün de farklı değil; yarının daha iyi olabilmesi için seferber olmuş durumdayız. Atatürk’ün hayaline ortak olan YGA’lılar da toplumsal kalkınmanın en önemli paydaşını bugünün çocukları, aynı zamanda yarının rol modelleri olarak görüyor. Bu yüzden Bilim Seferberliği, Türkiye’nin dört bir yanındaki çocuklara vicdanlı bilimi götürüyor. YGA gönüllüleri sahada yalnızca bilim öğretmiyor, çocuklara “ben de yapabilirim” özgüvenini aşılıyor. Bir atölye bu kadar şeyi değiştirebilir mi? Cevabı onlardan dinleyelim. Trabzon’dan Hayrettin: O zamanlar teknolojiye ilgim belliydi ama beni bu alana yönlendiren kimse olmamıştı. Bilim setleriyle ve Cihan Abi’yle tanıştım. Kendimce nasıl çalıştığını anlamaya çalıştığım elektronik cihazların altındaki teknolojiyi ve bilimi ilk kez gerçekten gördüm. Çameli’nden Semih: Hem bilimin gücüne hem de kendimin bilime katkı verebileceğime daha çok inandım. Bugün bilgisayar mühendisliği okuyorsam, aslında o zamanlardan gelen bir merak var içimde. YGA ile tanışmadan önce ilgim de bilgim de sıfır sayılabilirdi. Ama o süreçten sonra merak ettiğim konular hakkında detaylıca araştırma yapmayı, her cevabın karşısında yeni sorular üretmeyi öğrendim. Amasya’dan Beril: Bilim Seferberliği’nde bir yazılım projesi ortaya koyduk. TÜBİTAK’ta ikinci olduk, patentini de aldık. Birileri Amasya’nın da İstanbul kadar bilimi hak ettiğini düşünmüş, oraya bilim setlerini getirmişti. O sayede bu merakımı keşfettim. Şu an biyomühendislik okumak istiyorum; Koç Üniversitesi’nde kendi araştırma projem üzerine çalışıyorum. Bir bilim seti ve bir öğretmen, bir çocuğun hayatını değiştirmek için yeterli. Sıra Onlarda Atatürk, geleceği aydınlığa boğacak olan kişilerin çocuklar olduğunu söylemişti. O çocuklar şu an Türkiye’nin dört bir yanında vicdanlı bilimle çevrelerindeki köklü sorunlara köklü çözümler arıyorlar. Bilim seferberliği ile bugüne kadar 1,5 milyondan fazla çocuğa dokunan YGA’lılar gittikleri her sahada aynı etkiyi yaratmaya çalışıyorlar. Sıradaki Hayrettinler, Semihler, Beriller tanışılmayı bekliyor. Tüm çocuklarımızın 23 Nisan’ı kutlu olsun.
Stanford ve YGA’dan Gençlere Çağrı

Yazı Başlıkları İklim krizi, enerji dönüşümü, eşitsizlik… Üniversite öğrencileri bu başlıkları yalnızca derslerde görmüyor; sokakta, haberlerde, kendi geleceklerinde hissediyor. Bu problemleri dert edinen gençlerin aklına şu soru geliyor: “Bu kadar büyük problemlerin karşısında benim fikrim gerçekten fark yaratabilir mi?” YGA ve Stanford’un cevabı net: ‘Evet!’ Global Sustainability Challenge (GSC) Nedir ve Amacı Ne? GSC, dünyanın farklı üniversitelerinden öğrencileri bir araya getiren küresel bir sürdürülebilirlik platformu. Stanford Doerr School of Sustainability öncülüğünde, Imperial College London, HKUST (Hong Kong University of Science and Technology) ve TUM (Technical University of Munich) gibi köklü üniversitelerin de arasında bulunduğu 9 kurumun ortaklığıyla hayata geçirilen Global Sustainability Challenge’da, Türkiye’den tek kurucu partner olarak YGA (Young Guru Academy) yer alıyor. Sürdürülebilir enerji ve iklim adaptasyonu odağında çalışan ekipler, akademiden sivil toplum kuruluşlarına kadar geniş bir çerçeveden birebir mentorluk alabiliyor. Ekiplerin hedefi fikirleri prototipe, prototipleri somut etkiye dönüştürmek. Günümüz kötücül sorunları tek bir disiplinin sınırlarına sığmıyor. Bu yüzden GSC, bu sorunları STEM’in sınırlarından çıkarıp mühendislik, sosyal bilimler, tasarım ve politika gibi alanları birleştiren ekiplerle çözüyor. GSC gençlere alışılagelmiş sistemlerden farklı bir süreç sunuyor. Sadece ‘fikrini gönder’ demiyor. Süreç 4 adımda ilerliyor: Problem tanımlama Çözüm geliştirme Prototip oluşturma Etki testi ve ölçümleme Yolculuk boyunca gençleri seyirci olmaktan çıkarıp çözümün bir paydaşı yapıyor. Bu yolculuğun Türkiye ayağında ise YGA var. YGA’nın GSC’deki Rolü Yıllardır vicdanlı ve donanımlı gençler yetiştiren YGA, GSC’nin 9 kurucu partnerinden biri ve Türkiye’den tek temsilci. GSC’de mentorluk ve topluluk dikeyini yönetiyor. Şimdiye kadar 95’ten fazla global mentor ile 100’den fazla öğrenci takımını eşleştirdi. Bu eşleştirmelerin arkasında 25 yılı aşkın bir birikim var. YGA’nın değer temelli mentorluk anlayışı küresel ölçekte de karşılık buluyor. Bu anlayışın temelleri aktif dinleme, güven ortamı, ekip disiplini ve vicdanlı bilim. YGA anlayışı ve kültürü somutlaştıran eğitimler hayata geçiyor. Breakthrough Energy’den Sıla Kılıççöte iklim teknolojilerinin etkiye nasıl dönüştüğünü, Skidmore Owings & Merrill’den Mina Hasman mimarinin sürdürülebilirlik ve dayanıklılıkla kesişimini, YGA’nın kurucusu Sinan Yaman ise GSC’deki mentorluk programının nasıl işlediğini anlattı. GSC’de Senin İçin Ne Var? GSC katılımcılarına Disiplinler arası ekip çalışması deneyimi Global mentor ağına erişim Akademi, özel sektör ve sivil toplum aktörleriyle bağlantı Problem çözme ve prototipleme becerileri Gerçek dünya etkisi yaratma fırsatı Küresel ölçekte düşünen lider kimliği kazanma imkanı sunuyor. Ama asıl kazanım gençlerin içindeki “yeterince büyük bir etki yaratamam” tereddüdünü kırması. GSC’yi Farklı Kılan Nedir? GSC, fikirleri somut anlamlı etkiye dönüştürmek için bir süreç sunuyor. Her ne kadar bir yarış olsa da tek kazananı yok; süreçten geçen her ekip problem çözme ve prototipleme becerisiyle, global bir ağla ve disiplinler arası çalışmanın verdiği bakış açısıyla çıkıyor. GSC çevresindeki sorunlarla dertlenen ama bu dertle akıp gitmeyen her gence dünyayı değiştirmek için bir kapı sunuyor. Sen de bu ekosistemin bir parçası olmak istiyorsan erken kayıt dönemi açık. GSC hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.
Eğitimde Yapay Zeka: Herkese Ulaşabilir mi?

Yazı Başlıkları Eğitimde yapay zeka gerçekten fırsat eşitliğini artırıyor mu, yoksa dijital uçurumu daha da derinleştiriyor mu? Bir zamanlar adaptif öğrenme sistemleri, akıllı içerik önerileri ve otomatik geri bildirim mekanizmaları birçok kişiye hayal gibi geliyordu; bugün ise eğitim teknolojilerinin somut bir parçası oldular. Ne var ki tek başına bu araçların varlığı sosyal kalkınma için yeterli değil. Yapay zeka, doğru politikalar ve güçlü bir erişim altyapısı olmadan uygulandığında mevcut uçurumu daha da derinleştirebilir. Bu yüzden YGA’nın projelerinde aktif olarak benimsediği “AI for good” yaklaşımı bugün daha da ağırlık kazanıyor. Teknolojiyi kimin için ve nasıl tasarladığın, en az teknolojinin gelişmişlik düzeyi kadar belirleyici bir etken. Eğitimde Yapay Zeka Neden Önemli? Eğitimde yapay zekanın bu kadar konuşulmasının nedeni sadece teknolojik yenilik değil; öğretmeni öğrencisiyle daha fazla ilgilenebilecek şekilde desteklemesi. Geleneksel sınıf düzeninde öğretmen aynı anda onlarca farklı seviyedeki öğrenciye yetişmeye çalışıyor. Yapay zeka destekli sistemler ise öğrencinin ihtiyaçlarını analiz edip öğretmene doğru ipuçları vererek bu denklemi değiştirebiliyor, özellikle kalabalık sınıflarda. Bu dönüşüm hem sınıfın önünde hem arkasında işliyor. Örneğin Twin’in geliştirdiği yapay zeka destekli araçlar, ders planından sınava, rubrikten şarkı sözüne kadar her türlü ders materyalini saniyeler içinde hazırlıyor. Gradescope ise hangi soru tiplerinde ve kavramlarda hataların yoğunlaştığını sınıf genelinde görünür kılarak öğretmene veri temelli bir müdahale imkânı sunuyor. Öğretmen idari yükten kurtuldukça öğrenciye ayırdığı dikkat de artıyor. Rol Model Öğretmenler Programı kapsamında binlerce öğretmen yapay zeka araçlarını sınıfına taşıdı, zamandan tasarruf ederek öğrencileriyle daha fazla vakit geçirebildi. Yapay zekanın önemli bir diğer boyutu erişilebilirlik. Microsoft’un Immersive Reader aracı bir metni sesli okuyabiliyor, kelimeleri hecelere ayırabiliyor ya da dil seviyesine göre sadeleştirebiliyor. Büyük dil modelleri de karmaşık bir akademik paragrafı daha anlaşılır bir dile dönüştürebiliyor. Özellikle dil bariyeriyle karşılaşan ya da akademik metinlerde zorlanan öğrenciler için bu, küçük değil ciddi bir fark. Eğitimde yapay zekanın neden bu kadar konuşulduğu buradan da anlaşılıyor: öğrenmeyi daha esnek, daha hızlı geri bildirimli ve potansiyel olarak daha kapsayıcı hale getirebiliyor. Ama kritik soru hala geçerli: Bu imkânlara herkes eşit şekilde erişebiliyor mu? Eğitimde Yapay Zekada Erişim Gerçekliği Eğitimde yapay zekanın etkisini anlamak için önce başlangıç koşullarına bakmak gerekiyor. Herkesin aynı teknolojik araca sahip olduğu varsayımı çoğu zaman gerçeği yansıtmıyor. Öğrenciler arasındaki internet erişimi, cihaz kalitesi ve dijital okuryazarlık düzeyi farklılık gösteriyor. Bu farklılıklar, yapay zeka tabanlı sistemlerden alınan faydayı doğrudan etkiliyor. Yüksek hızlı internet bağlantısına ve güncel bir cihaza sahip olan bir öğrenci dijital öğrenme platformlarından kesintisiz yararlanabilirken, sınırlı veri paketi kullanan ya da eski bir cihazla bağlanan bir öğrenci aynı deneyimi yaşayamıyor. Ekranın donması, sistemin yavaş çalışması ya da bağlantının kopması sadece teknik aksaklık değil; öğrenme sürecinin ritmini doğrudan bozan şeyler. Bu tür kesintiler zamanla performans farkına dönüşebilir. Bilim Seferberliği’nin çıkış noktası olan “mind the gap” meselesi burada yeni bir boyut kazanıyor: uçurum artık yalnızca coğrafyalar arasında değil, ekranlar arasında da açılıyor. Eşitsizlik bireysel erişimle de sınırlı değil. Küresel ölçekte de yapay zeka üretim gücü belirli merkezlerde yoğunlaşıyor. 2024 verilerine göre özel sektör yapay zeka yatırımlarının %60’tan fazlası ABD’de gerçekleşti. Çin ikinci sırada, Birleşik Krallık Avrupa’da lider. Peki Afrika kıtası? Küresel veri merkezi kapasitesindeki payı %2’nin altında. Türkiye ve Orta Doğu da bu tabloda benzer bir konumda, bölgenin küresel yapay zeka altyapısındaki payı oldukça sınırlı. Ve bu altyapı farkı yakın gelecekte kapanacak gibi görünmüyor. Teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişmeye devam ediyor, eşitsizlikler neredeyse hissedilmeyecek düzeyde yavaş kapanıyor. Yatırımın yoğunlaştığı yerlerde veri üretimi, model geliştirme ve teknik uzmanlık da yoğunlaşıyor. Bu durum, hangi dillerin, hangi kültürel bağlamların ve hangi eğitim sistemlerinin modele daha fazla yansıdığını belirliyor. Modeller çoğunlukla belirli kullanıcı profilleri üzerinden eğitiliyor; bazı deneyimler “standart”, bazıları “istisna” hale geliyor. Eğitim alanında bunun etkisi daha görünür. Farklı bağlamlardan gelen öğrenciler sistem için “istisna” konumuna düşebilir. Akademik dile daha az maruz kalmış bir öğrencinin yazısı, içerik olarak güçlü olsa bile otomatik değerlendirme sistemleri tarafından yeterince doğru analiz edilemeyebilir. Daha yavaş internet bağlantısıyla sisteme giren bir öğrencinin etkileşim süresi, motivasyon düşüklüğü gibi okunabilir. Algoritma niyet taşımıyor, veri dağılımındaki dengesizlikler sonuçlara yansıyor. Eğitimde yapay zeka, eşitsizliği yalnızca erişim düzeyinde değil; veri seçimi, model eğitimi ve tasarım tercihleri düzeyinde de yeniden üretebiliyor. Türkiye’de Eğitimde Yapay Zeka: Afet Sonrası Bir Perspektif 6 Şubat depremlerinin ardından milyonlarca öğrenci eğitim sürecinde ciddi kesintiler yaşadı. Fiziksel altyapı kaybı, öğretmen eksikliği ve travmalar öğrenme süreçlerini doğrudan etkiledi. Zaten var olan uçurum bu koşullarda daha da açılmaya elverişli bir hale aldı. Kişiselleştirilmiş öğrenme araçları önemli bir destek sistemi olarak öne çıktı. Öğrencinin eksik konularını tespit eden, bireysel hızda ilerleme imkânı sunan ve öğretmene analiz desteği veren yapay zeka destekli sistemler, gap’i azaltmak için işlevsel bir seçenekti. YGA Gönüllüleri de bu motivasyonla yola çıkarak deprem bölgesinde gerçekleştirdikleri STEM eğitimi atölyelerinde çocuklarla ve öğretmenlerle birebir temas kurdu; kapsamlı bir ihtiyaç analizi yürüttü. Bugüne kadar 1.700.000’den fazla çocuğa ulaşan YGA, öğrencilerin öğrenme biçimlerini, motivasyon düzeylerini ve karşılaştıkları engelleri dinledi, öğretmenlerin hangi araçlara ihtiyaç duyduğunu ortaya koydu. Sahadan gelen veri, ihtiyacı zaten içinde taşıyordu. Gönüllüler aldıkları yapay zeka eğitimini saha içgörüleriyle birleştirerek 7 proje geliştirdi. Uzman değerlendirmelerinin ardından en etkili üçü seçildi ve YGA’nın sosyal girişimi Twin bünyesinde hayata geçirildi: öğrencinin ihtiyaçlarına ve ilgi alanlarına göre disleksi dostu aktiviteler öneren Disleksi Dostu Aktivite Rehberi; öğrenci profiline özel haftalık gelişim görevleri oluşturan Öğrenci Gelişim Rehberi ve öğrencilerin verdiği cevaplara göre otomatik değerlendirme yapan Ödev Değerlendirme aracı. Şimdi Değilse Ne Zaman? O zaman soruyu tekrar soralım: Bu imkânlara herkes eşit şekilde erişebiliyor mu? Biz bu sorunun cevabını Hatay’da, Kahramanmaraş’ta, deprem bölgesinin sınıflarında aradık. Orada dinlediklerimiz hem Twin’deki projeleri hem de Rol Model Öğretmenler Programı’nın içeriğini şekillendirdi. Ama bu süreçte anladığımız bir şey daha var: gap’i kapatmak için en gelişmiş yapay zeka aracına değil, önce o sınıfı gerçekten görmüş birine ihtiyaç var. Aldığı içgörüleri donanımıyla ve vicdanıyla bir ilkeye dönüştürecek kişilere ihtiyaç var. YGA olarak bu uğurda yüreğinden güç alan gönüllülerimizle, aynı derdi taşıyan öğretmenlerimizle ve bu işi birlikte hayal eden ortaklarımızla çalışıyoruz. Eğer sen de bu etkinin parçası olmak istiyorsan, YGA’nın eğitim çalışmalarını buradan destekleyebilirsin: yga.org.tr
8 Mart: Her Çağdan Bir Ses

8 Mart: Her Çağdan Bir Ses 8 Mart, kadınların yüzyıllardır süren eşitlik mücadelesinin hem bir özeti hem de devamı. Oy kullanma hakkından eğitime, çalışma koşullarından siyasi temsile kadar pek çok alanda kazanılan haklar, bu mücadelenin somut izleri. Bugün 8 Mart’ı kutlamak, bu tarihi hatırlamak olduğu kadar henüz tamamlanmamış bir mücadeleye de sahip çıkmak demek. Peki bu mücadele nereden başladı? 8 Mart Nasıl Başladı? Kadınların hak arayışları 1800’lü yıllara kadar uzanıyor. 1848 yılında Amerikalı yazar ve aktivist Elizabeth Cady Stanton ve vaize Lucretia Mott, Seneca Falls Sözleşmesi’nde “Bu gerçekleri apaçık olarak görüyoruz: tüm erkekler ve kadınlar eşit yaratılmıştır.” diyerek kadınlar için medeni, sosyal ve politik haklar talep etti. 1908 yılında New York’ta 15.000 kadın daha iyi çalışma koşulları ve oy kullanma hakkı için yürüdü. 1910’da ise Kopenhag’daki İkinci Uluslararası Çalışan Kadınlar Konferansı’nda Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, her yıl her ülkede aynı günde kadınların taleplerini dile getirmek için Kadınlar Günü kutlaması yapılmasını önerdi. 19 Mart 1911’de Dünya Kadınlar Günü ilk kez Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de 1 milyon kadın ve erkeğin yürüyüşleriyle kutlandı. 1. Dünya Savaşı’nın arifesinde barış için kampanya yürüten Rus kadınlar, 1917’de Jülyen takvimine göre 23 Şubat’ta Dünya Kadınlar Günü’nü kutladılar. Bu tarih, dünyada yaygın olarak kullanılan Gregoryen takvimine çevrildiğinde 8 Mart’a denk geliyordu. Tartışmaların ardından 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü için küresel tarih olarak benimsendi. Bilimi Değiştiren Kadınlar Kadınların eşitlik mücadelesi her alanı kapsıyordu. Seçme seçilme hakkından bilgiye erişime kadar birçok alanda dezavantajlı olan kadınların bilim dünyasındaki varlığı da uzun süre görmezden gelindi. Kimileri laboratuvarlara kabul edilmedi, kimilerinin çalışmaları erkek meslektaşlarına atfedildi. Ancak bu zorluklara rağmen bazı kadın bilim insanları tarihin seyrini değiştirdi. Bu isimlerden yalnızca birkaçının hikayesine aşağıda yer verdik. Ada Lovelace Ada Lovelace, dünyanın ilk programcısı olarak kabul edilir. İngiliz matematikçi Charles Babbage’ın tasarladığı “Analitik Motor” adlı mekanik hesap makinesi için algoritmalar yazdı. Bu, bir makine için yazılmış ilk program olarak tarihe geçti; üstelik bilgisayarlar henüz icat edilmemişti. Çalışmaları uzun süre görmezden gelindi, ancak 20. yüzyılda yeniden keşfedildi. Bugün her yıl Ekim ayının ikinci salısı “Ada Lovelace Günü” olarak kutlanıyor. Ayrıca adına bir programlama dili de var: Ada. Lise Meitner Lise Meitner, nükleer fiziğin öncü isimlerinden biridir. Nükleer fisyon sürecini, yani atom çekirdeğinin parçalanmasını ilk açıklayan bilim insanlarından. Bu keşif atom çağının kapısını araladı. Lise de emeği görmezden gelinen kadın bilim insanları arasına girdi. Uzun yıllar birlikte çalıştığı Otto Hahn, nükleer fisyon keşfi nedeniyle 1944’te Nobel Kimya Ödülü’nü aldı. Meitner’in katkısı ise görmezden gelindi. Bu karar tarihte “Nobel’in en büyük hatalarından biri” olarak anılır. Chien-Shiung Wu Chien-Shiung Wu, 20. yüzyılın en önemli deneysel fizikçilerinden biri olarak kabul edilir. “Parite ihlali” deneyini tasarlayıp gerçekleştirdi. Bu deney, fizik dünyasının o ana kadar doğru kabul ettiği bir yasanın yanlış olduğunu kanıtladı; dönemin fizik dünyasını altüst eden bir bulguydu. Deneyin teorik altyapısını kuran Lee ve Yang 1957’de Nobel Fizik Ödülü’nü aldı. Deneyi bizzat yapan Wu iken adı dahi geçmedi. Kendisi “Çin’in Madame Curie’si” olarak anılır. Nüzhet Gökdoğan Nüzhet Gökdoğan, ilk Türk kadın astronomdur. Türkiye’de modern astronominin kurucuları arasında sayılır. Gök mekaniği ve gezegen hareketleri üzerine çalışmalar yaptı. Uluslararası Astronomi Birliği’ne (IAU) kabul edilen ilk Türk kadın bilim insanıydı. Uluslararası Astronomi Birliği, bir asteroide onun adını verdi: 3509 Gökdoğan. YGA’nın Öncü Kadınları YGA misyon olarak toplumsal fırsat eşitsizliklerini kapatmayı hedefler. Bu eşitsizliklerin en derine işleyeni toplumsal cinsiyet eşitsizliği. YGA’dan geçen kadın gönüllüler bu misyonu söylemde bırakmadı, sahada da taşıdı. Mina İlköz Demirtaş Mina İlköz Demirtaş, kadınların teknoloji dünyasında daha güçlü bir yer edinmesi için çalışan bir girişimci. Bu misyonu somutlaştırmak amacıyla 2020’de UP School‘un kurucu paydaşları arasında yer aldı. Platform, NASDAQ Girişimcilik Merkezi tarafından seçilerek Times Meydanı’nda yer aldı ve uluslararası arenada adını duyurdu. Bugüne kadar 6.900’den fazla kadına teknoloji eğitimi veren UP School, kadınları sektörün liderlik pozisyonlarına taşımayı amaçlıyor. Asude Altıntaş Güray Asude Altıntaş Güray, kariyerine YGA gönüllüsü olarak başladı. Kurucusu olduğu Twin Science, bugün 45 ülkede 1.200 okul ve 1,7 milyon çocuğa ulaşıyor. STEM setleri ve yapay zeka odaklı içerikleriyle hem öğrenmeyi eğlenceli kılıyor hem de eğitimdeki fırsat uçurumunu kapatmayı hedefliyor. Görme engelli çocuklar için geliştirdiği Braille Twin setleriyle Bett Awards’ta birincilik ödülü kazandı; TIME dergisinin küresel EdTech listesinde Türkiye’den yer alan tek şirket oldu. Asude’nin YGA’daki vicdanla teknolojiyi birleştiren perspektifi şu an dünyaya umut oluyor. YGA ekosisteminde bir de henüz yolun başındakiler var. Onlar da köklü sorunlara köklü çözümler arıyor. Zeynep Behram Zeynep Behram, YGA College mezunu ve ekip lideri. UCL’de kişiselleştirilmiş tıp ve yenilikçi tedaviler üzerine master’ını tamamladıktan sonra YGA İngiltere ofisinde yarı zamanlı çalışmaya devam ediyor. Yolculuğunu anlamlı kılan, sahip olduğu bilgiyi sahadaki gözlemleriyle birleştirerek köklü bir soruna çözüm araması. Zeynep; Bitlis, İstanbul, Malatya, Hatay ve Londra’da bilim atölyeleri yürüttü. Bitlis’teki diğerlerinden ayrıydı. Bir özel eğitim okulunda çocukların doğru bir yaklaşımla nasıl geliştiğine bizzat şahitlik etti. Bu deneyimden aldığı içgörüyle şu an bu alanda çalışan uzmanlarla hastaları bir araya getirecek bir website geliştiriyor. Yaren Yurt Yaren Yurt, Diyarbakır Bahçeşehir Lisesi’nden mezun olduktan sonra Harvard’dan kabul aldı. YGA ekosistemine lisedeyken girdi; şu anda College programında ekip liderliği yapıyor. Bitlis’ten İstanbul’a, İstanbul’dan Malatya’ya uzanan saha deneyimleri oldu. Dünyaya açılırken köklerini de diri tuttu. Şu anda Harvard’da nörodejeneratif hastalıkların beyin üzerindeki mekanizmaları ve plastiklerin sinir sistemi üzerindeki etkileri üzerine çalışıyor. Gelecekte Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklara yönelik daha somut çözümler geliştirmeyi hedefliyor. Bu hedef, YGA’da içselleştirdiği “köklü soruna köklü çözüm” anlayışının en net yansımalarından biri. Sıradaki İsim 8 Mart gelip geçen bir tarih değil; her yıl yeniden sorulan bir soru. Ada Lovelace’tan Nüzhet Gökdoğan’a, Mina’dan Yaren’e uzanan çizgide tarihin her döneminde bir isim, imkânsız denileni mümkün kıldı. Bu liste sahalarda, üniversitelerde, laboratuvarlarda hâlâ yazılıyor. YGA’da bu listeye adını ekleyen binlerce kadın var. Belki de bir sonraki isim sensin: yga.org.tr
YGA Mülakatı Nasıl Geçer? Bir Gönüllünün Gözünden

Yazı Başlıkları Merhabalar, ben Aleyna. Boğaziçi’nde İktisat 2. sınıf öğrencisiyim ve bir yıldır da YGA’da gönüllülük yapıyorum. YGA yolculuğumun gerçekten başladığını hissettiğim an, YGA mülakatı yani fiziksel tanışma toplantısıydı. O günü, geçen yıl gönüllülük yapmaya başlayan birinden dinleyeceksiniz. Tek Bir Doğru Cevap Yok Mülakatın yapıldığı yere gittiğimde kalabalık gruplar oturuyordu. Aklımda dönen sorulardan birkaçı şunlardı: Beni neye göre değerlendiriyorlar, ne cevap vermemi bekliyorlar? Ama girdiğim an, sorulan sorulardan şunu anladım: Tek bir doğru cevap yok. Asıl istenen şey, kendiniz hakkında ne kadar derinleşebildiğinizi görmek. Sorular jenerik cevap vermenize izin vermiyor. Daha önce hiç düşünmediğiniz şeyleri düşündürüyor. Örneğin aklımda kalan sorulardan biri şuydu: “Sizce insanlık tarihinin yüzde kaçında savaşlar olmuştur?” Cevabı merak edenler için: yaklaşık yüzde 92! Normalde üzerine çok durmadan geçtiğim bir şeydi, ama bu istatistikle birlikte savaşların ne kadar uzun soluklu ve yıkıcı olduğunu çok daha derinden düşünmeye başladım. Mülakatta Ne Aranıyor? Kendine Bakabilme Cesareti Değerlendirme kriterlerine gelince: mülakatta adayların kendilerine bakabilme cesareti ölçülüyor. Hem kendisi hem etrafındaki insanlar hem de çevresindeki olaylar hakkında derinlemesine düşünebilen, bunu yapma cesaretini gösterebilen ya da bu potansiyeli taşıyan adaylar öne çıkıyor. Mülakattan sonra etrafıma baktığımda öne çıkan ortak şey, zirvede de altı kırmızı kalemle işaretlenen umutlu bakış açısıydı: hem kendisi hem de etrafındakiler için daha iyi bir yarın hayal edebilmek. Fiziksel tanışma toplantısından sonraki ilk etkinlik olan 101 kampında tanıştığım insanlarla sadece 3 gün geçirmemize rağmen çok derin sohbetler edebildik. Bunun temelinde basit ama güçlü bir ortaklık vardı: geleceğe umutla bakmak ve bu umudu yalnızca kendin için değil, herkese daha iyi bir yarın bırakabilmek için taşımak. Toplumda konuşulan sorunların farkında olan, bu problemlerin çözümsüz olmadığına inanan ve hatta çözümün bir parçası olmak isteyen insanlarla bir arada bulunmak bana yalnız olmadığımı hissettirdi. Çift Kanat: Donanım ve Vicdan Bir diğer kriter ise adayların çift kanada sahip olup olmadığı. YGA’daki çift kanat; vicdanlı ve donanımlı olmayı birlikte temsil ediyor. Donanımı anlamak kolay. Ama vicdan kısmı çoğu zaman muğlak kalıyor ya da ‘iyi insan olmak’ gibi geniş bir çerçevede takılıp kalıyor. Bahsettiğimiz vicdanı en iyi açıklayan sözlerden biri YGA’nın kurucusu Sinan Abi’nin bir sözü: “Bahsettiğimiz vicdan, kendisi için istediğini Türkiye’deki en dezavantajlı bölgedeki öğrenciler için de isteyebilecek kadar derin bir vicdan. Hatta öyle bir vicdan ki Türkiye için istediğimiz şeyleri Ruanda için de isteyebilecek kadar. Bu öyle bir vicdan ki dünyanın her yerini sarmasını dilediğimiz bir vicdan.” Gönüllüler Ne Diyor? Ömer’in Gözünden “YGA mülakatlarına gitmeden önce, YGA’yı vicdanlı ve köklü projeler yapan çok ciddi bir yer olarak görüyordum lakin mülakata girmeyi beklerken karşılamada olan bir gönüllünün gülüşü, benimle olan konuşması bana yanıldığımı göstermek için yeterli oldu. Evet, YGA düşündüğüm gibi bir yerdi yalnız bunların ötesinde samimi, insanların bağ kurduğu, çokça güldüğü ve eğlendiği de bir yerdi. Bu samimi, mutlu hal benim halimi de etkiliyor; benim de daha iyi hissetmemi sağlıyordu.” Defne’nin Gözünden “YGA mülakatımda bana hayatımı değiştiren ‘peak experience’ım sorulduğunda ne cevap vereceğim ne kadar derin paylaşımlarda bulunabileceğim konusunda endişeliydim. Fakat hikayemi anlatmaya başladığımda tüm endişem kayboldu. Herkes beni dikkatle, merakla, yargılamadan dinliyor; ağzımdan çıkan her kelimeye değer veriyordu. Sonradan anladım ki bu YGA’da bolca karşılaşacağım güven ortamının bir ön gösterimiymiş.” Mülakat Günü Bittiğinde YGA mülakatını tek cümleyle anlatmam gerekse: Kendinizi ne kadar tanıdığınızı ve kendinize karşı ne kadar dürüst olduğunuzu test eden bir gün. Sorulan sorular sizi zorluyor, karşılaştığınız insanlar sizi etkiliyor, hissettikleriniz sizi şaşırtıyor. Ama mülakat günü bittiğinde aklınızda kalan şey muhtemelen verdiğiniz cevaplar değil, kendinize sormak zorunda kaldığınız sorular oluyor. YGA kendi sorularıyla yüzleşmeye hazır, dünyaya umutla bakmaya devam eden insanları arıyor. Ama mülakat günü aynı zamanda siz de YGA’yı tanıyorsunuz. Programın size uygun olup olmadığını siz de ölçüyorsunuz. Sonuçtan bağımsız olarak bu noktaya kadar ilerlediğiniz için kendinizi içtenlikle takdir etmeniz gerektiğine inanıyorum ve unutmayın ki vicdanlı bir şekilde bir ilke hep birlikte gitmek isteyen herkese kapılar sonuna kadar açık. Kendinle yüzleşmeye hazırsan, YGA seni bekliyor. Başvuru için: yga.org.tr
Endişeden Özgüvene: Defne’nin 3 Yıllık YGA Yolculuğu

Yazı Başlıkları 3 yıl önceki ilk zirvemi düşününce aklıma ne o zamanki konuşmacılar, ne de söylenenler geliyor. Beni en çok etkileyen şeyin bordo sweatli öğrenciler olduğunu hatırlıyorum. YGA’yı yakından tanımadan önce başvurma amacım bilim sahalarına katılabilmek, give back yapabilmekti. Zirve’deyse anladım ki aslında burada çok daha derin bir amaç yatıyor, YGA ekosisteminin içindeki gönüllülerin samimiyeti beni derinden etkiliyor. Zirve’nin ardından programlara başvururken de kök sebebim bu güven ve öğrenme ortamının, samimiyetin bir parçası olabilmekti. Amaçladığım bu give back’i bilim sahalarında yaparken benim gibi yüreği heyecan, merak ve köklü değişimlerin peşinde olan insanlarla birlikte çalışmak en büyük motivasyonum oldu. YGA’yı Farklı Kılan Şey: Sürdürülebilirlik Lise hayatım boyunca birçok STK, proje ve etkinlikle tanıştım ve bence YGA’yı farklı kılan en önemli şey sürdürülebilirlik. Burada kimse günü kurtarmaya çalışmıyor, sürdürülebilir ve köklü çözümler bulmaya odaklanıyor. Örneğin bilim sahalarında YGA sadece Twin setlerini ulaştırıp çekilmiyor, gönüllü öğrencilerin oradaki çocuklara rol model olması için imkanlar sağlıyor, öğretmenleri programa dahil ediyor onların da gelişimlerini takip ediyor yani amaçlanan etki birçok kanattan destekleniyor. Veya YGA Programları’nda bizler çoğu projede yapıldığı gibi birkaç seminer alıp dağılmıyoruz, her hafta farklı konular üstüne sohbetler ediyor, uzun süreli gelişimimizi gözlemliyoruz. Beklenti ve Gerçeklik: İki Yönlü Bir Dönüşüm Ben YGA’da give back yapabileceğim, benim gibi köklü sorunlara köklü çözümler arayan yol arkadaşlarımla tanışabileceğim bir ekosistem bekliyordum. Evet bunları buldum ama hiç düşünmediğim etkenlerle de karşılaştım. Örneğin ben YGA’da bu kadar değişip gelişebileceğimi, YGA programlarında asıl odaklanacağımız şeyin kendimiz olduğunu bilmiyordum. Özetle YGA’da dünyayı değiştirecek kadar cesur olmayı beklerken aynı zamanda kendimi tanıyacak kadar da insightful olmayı öğrendim. Öncesi ve Sonrası: Bir Dönüşüm Hikayesi YGA’dan önce Defne kendinden pek de emin olmayan, başarısızlıklarında kolayca endişeye düşen, umutlu olmasının yanı sıra bu umudu nasıl kullanacağını bilmeyen bir Defne’ydi. YGA sonrası Defne özgüveni yüksek, başarılarına odaklanan ve kendini takdir etmeye değer veren, başarısızlıklarını bir öğrenme havuzu olarak gören birine dönüştü. Give Back: İçten Başlayan Bir Yolculuk Give back benim için ilk önce içten başlıyor. Sahip olduğun şeyleri öncelikle fark edebilmek ardından kendini bu sahip oldukların için appreciate edip başkalarının da bundan faydalanmasını sağlamak. Bir arkadaşıma da bir büyüğüme de bilim sahasındaki bir çocuğa da give back yapmanın mümkün olduğuna inanıyorum. Eşitsizliğin artarak ilerlediği dünyamızda sahip olduğumuz zamanı, mutluluğu, en önemlisi de umudu paylaşarak bu eşitsizliği kapatmaya çalışmak. Bilim Seferberliği: Köklü Soruna Köklü Çözüm YGA’da hep köklü sorunlara köklü çözümler diyoruz. Bence Bilim Seferberliği bunun en güzel örneklerinden. Benim için Bilim Seferberliği’nin bu kadar önemli olmasının sebebi, sadece deprem bölgesindeki birkaç çocuğa bilim seti göndermekle kalmıyor olmamız. Gerek gönüllü olarak sahaları ziyaret edip oradaki çocuklara rol model olmak olsun, gerek ilgili öğretmenlerin rol model öğretmenler programına katılıp takiplerinin yapılması olsun, gerekse Twin platformunun sürekli olarak geliştirilmesi, kendini yenilemesi olsun. Bunların hepsi Bilim Seferberliği’nin eğitim eşitsizliği gibi köklü bir soruna kalıcı, köklü ve yürekten gelen bir çözüm bulması. Tabii bir de benim için taşıdığı kişisel önem var. Özellikle eğitim eşitsizliğini dert edinen bir YGA’lı olarak sahalarda çocukların gözlerindeki ışıltıyı görmek benim YGA’da en keyif aldığım nokta diyebilirim. Bazen sahip olduğumuz umudu deprem bölgesine taşıyoruz, donanımımızla give back yapıyoruz. Bazense çocuklardan ve öğretmenlerden aldığımız öğrenme aşkıyla, hayallerle ve umutla güçlenip yolumuza daha da emin adımlarla devam ediyoruz. RMÖP Stajı: Etkinin Her Yönünü Görmek Bilim sahalarında zamanın nasıl geçtiğini unutan biri olarak bu staja kendimi çok bağlı hissettim. Sahada gönüllülerle yaptıklarımızın yanı sıra köklü değişimlerin öncüsü olan öğretmenlerimizle de çalışıp Bilim Seferberliği’ni her kanattan gözlemleyerek bu büyük etkiyi daha da iyi anladım. Özellikle hem öğretmenlerle iletişim halinde olup onlardan gelen yorumları ve teşekkürleri dinlemek aynı zamanda işin arka planında yarattığımız bu etkinin verisiyle ve sayılarıyla çalışmak çok hoşuma gitti. Defne’nin hikayesi, YGA’nın sadece bir gönüllülük platformu değil, aynı zamanda gençlerin kendi potansiyellerini keşfettiği bir dönüşüm ekosistemi olduğunu gösteriyor. Sen de bu yolculuğun parçası olmak istersen, YGA seni bekliyor. YGA’lı olmak için yga.org.tr adresini ziyaret et.
19 Ağustos İnsani Yardım Gününün Anlam ve Önemi

19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü, insani yardıma katkıda bulunan bireylerin onurlandırıldığı bir gündür. Birbirine destek olmak ve özellikle zor durumlarda yardım eli uzatmak, insan olmanın gerekleri arasında yer alır. Bu nedenle geniş bir çerçevede düşünebileceğimiz “yardım” kavramı; mutluluğun toplumdaki insanların tamamına yayılmasını sağlar. İnsani yardım kuruluşları öncülüğünde pek çok farklı proje ile sürdürülebilir bir yaşam oluşturmak mümkündür. İnsani Yardım ve Sürdürülebilir Yaşam İnsani yardım ve sürdürülebilir yaşam, birbirini tamamlayan iki dikkate değer kavram olduğundan aralarındaki bağ oldukça güçlüdür. Sürdürülebilir bir yaşam adına insanların ilk olarak temel ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Bu nedenle Dünya İnsani Yardım Günü, sürdürülebilir yaşamın vurgulanması açısından önemlidir. Yoksulluk ve eşitsizlik başta olmak üzere toplumun geneline yayılmış sorunlar, sürdürülebilir yaşamı ekonomik ve sosyal açıdan sekteye uğratabilir. Bu nedenle bu tür sorunların asıl nedenini bulmak ve sorunlara inovatif çözüm geliştirmek oldukça önemlidir. Toplumların doğal afet ve ekonomik şok gibi sorunlar karşısında dayanıklılıklarını arttırmak, sürdürülebilir yaşamın merkezinde yer alan konulardan bir tanesidir. Çünkü bu tür acil gelişen durumlar, toplumdaki bireylerin yaşantısını derinden etkileyebilir. Bireyleri ve toplumun genelini etkileyen durumların tamamını sürdürülebilir yaşam merkezinde ele almamız mümkündür. İnsani yardımlar ise bu noktada devreye girer. Atılacak her yenilikçi adım, bireylerin ve toplumun güçlenmesini sağlayabilir. İnsani Yardım Kuruluşları Kimdir ve Nasıl Yardım Ediyorlar? Dünya genelinde sürdürülebilir bir yaşam adına yenilikçi, çözüm odaklı ve dikkate değer çalışmalarda bulunan pek çok insani yardım kuruluşu mevcuttur. Toplumdaki bireylerin çok daha insani şartlarda yaşamasına destek olmak ve dezavantajlı konumdaki bireyleri diğerleriyle eşit şartlarda yaşamasını sağlamak adına birtakım faaliyetlerde bulunan yardım kuruluşları, aynı zamanda bireylerin gelişimine de katkı sağlar. Dünya insani yardım günü kapsamında, bu tür kuruluşların insanlara ne tür yardımda bulundukları önemli bir konu olarak ön plana çıkar. İnsani yardım kuruluşlarının faaliyetlerini şu şekilde özetlememiz mümkündür: ● Temel ihtiyaçların karşılanmasının zor olduğu zamanlarda, insanların yaşamlarını devam ettirebilmeleri adına gıda, barınma ve sağlık hizmeti gibi hizmetlere ulaşmasını sağlamak ● Her bireyin eşit şekilde eğitim hakkından yararlanmasına destek olmak ● Özellikle doğal afet gibi beklenmedik durumların ortaya çıkması halinde insanların mental sağlıklarını koruyabilmesi adına psikolojik destek sunmak Bunların yanı sıra insani yardım kuruluşlarının hizmet amaçları kapsamında, insan haklarını ve onurunu korumak da önemli bir yer edinir. Özellikle savunmasız grupların sömürü kültüründen uzaklaştırılabilmesi için yenilikçi uygulamalar ve sosyal girişimler, insanların eşit bir şekilde yaşantılarına devam edebilmesini sağlar. İnsani Yardımda Gönüllülüğün Rolü Nedir? Dünya insani yardım günü öznesi olan insani yardım kuruluşlarında gönüllülük son derece önemli bir kavramdır. İnsanların herhangi bir maddi çıkar beklemeden yardım eyleminin merkezinde yer almayı kabul etmesi, “gönüllülük” kavramını tanımlayan bir ifadedir. Bu kavram, YGA için çift kanatlı, vicdanlı ve donanımlı olmanın karşılığıdır. Buradaki amaç, toplum için yapılan faaliyetlerin her birini akıl ve kalp birlikteliğinde yapmaktır ve toplumun ekonomik ve sosyal kalkınması için rol model bireyler yetiştirmektir. Atılacak adımların tamamında başarıya ulaşılabilmesi için gönüllülerin birbirlerine destek olması gerekir. Böylelikle süreç çok daha etkili bir şekilde yürütülebilir. Aynı zamanda toplumdaki bireylerin ihtiyaçlarını doğru analiz etmek, yine gönüllülerin birlikte çalışmalarıyla mümkün hale gelir. İnsani yardım kuruluşlarında gönüllü olmak ve desteğe ihtiyaç duyan kişilere ulaştırılacak yardım açısından önemli olmakla birlikte bu sürece dahil olmak, gönüllülere de katkı sağlar. Her şeyden önce gönüllü bireyler, yaptıkları çalışmalar sayesinde yeni deneyimler ve kazanımlar elde eder. İnsani Yardım Çalışmalarına Nasıl Katkıda Bulunabilirsiniz? Dünya insani yardım günü kapsamında, insani yardım faaliyetlerinde bulunan kuruluşlara gönüllülük esasına dayalı olacak şekilde katkıda bulunmak mümkündür. Verilecek destek, çalışmaların çok daha planlı ve pratik bir şekilde ilerlemesini sağlar. Peki ama insani yardım kuruluşları faaliyetlerine nasıl katkıda bulunabilirsiniz? İnsani yardım kuruluşlarına gönüllü olarak katılabilir, faaliyet programlarını öğrenip gerekli aşamalarda desteğinizi sunabilirsiniz. Bu tür kuruluşların vicdanlı ve donanımlı bireylere ihtiyacı bulunur. Bunun yanı sıra her insan farklı bir beceriye sahiptir. Dolayısıyla iyi olduğunuz konuda kuruluşa katkı sağlayabilirsiniz. Örneğin bilgisayarda iyisinizdir, muhasebe veya iletişim alanında kendinizi yetiştirmiş olabilirsiniz. Manevi destek önemli olmakla birlikte insani yardım kuruluşlarının çalışmalarına devam edebilmesi için maddi desteğe de ihtiyacı bulunur. Bu nedenle maddi bağışı yapabilirsiniz. Maddi açıdan yeterli seviyeye ulaşan insani yardım kuruluşları, çalışmalarına yenilerini katabilir. Öte yandan daha fazla insana yardım edebilmek için maddi bir altyapı oluşturabilir. Donanımlı ve Vicdanlı Rol Model Gençler ile YGA 19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü kapsamında faaliyetleriyle ön plana çıkan YGA, her geçen gün bireyi ve toplumu kalkındırma çalışmalarına bir yenisini ekleyerek bu alanda attığı yenilikçi adımlarla ön plana çıkar. Gönüllülük kapsamında çift kanatlı gençler yetiştirmeyi hedeflemekte olup bu konuda üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirir. YGA programları, teknolojiyi kaldıraç olarak kullanan, vicdanlı bilimin ışığında sosyal fayda yaratan gençler keşfeder, geliştirir ve yetiştirir. Bu gençlerin insanlığa faydalı sosyal girişimlere öncülük etmesine destek olur. Geliştirilen projeler arasında Bilim Seferberliği, Birbirini Geliştiren Kadınlar ve çeşitli girişimler özel bir yer edinir. Her biri, toplumdaki dezavantajlı bireylerin kendilerini geliştirmelerine katkıda bulunup, toplumsal ekonomik ve sosyal kalkınmayı, refahı arttırmayı hedefler.
İçten Takdir Etmek Nedir ve Neden Önemlidir?

Takdir etmek, insani ilişkiler açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Bununla birlikte çoğu zaman göz ardı ediliyor olsa da takdir etmenin toplumsal ve bireysel açıdan da rolü büyüktür. Samimi olarak yapılan bir takdir, kişinin özgüveni artırır ve karşılıklı saygınlığı güçlendirir. Motivasyonu artırır ve kişinin çevresine karşı pozitif yaşam ortamı oluşturmasını sağlar. Neden Takdir Etmeliyiz? Takdir etmek, herhangi bir eylem ya da işin sonucunda bir tarafın başka bir tarafı onayladığını, başarılı bulduğunu ve tasvip ettiğini ifade eder. Güzel bulmak, övmek, kıymet bilmek gibi ek anlamlara da gelir. Bu konuda yapılan araştırmalar takdir etmenin psikolojik ve nörolojik bazı faydalar sağladığını ortaya koymuştur. Özellikle takdir edilmenin vücuttaki bazı iyi hormonları tetiklediğine dair çalışmalar mevcuttur. Bununla birlikte takdir etmek koşulsuz sevginin ve bir şarta bağlı olmaksızın gösterilen değerin de bir ifadesi olabilir. Her ne kadar insanları takdir etmek, bireyler arasında gerçekleşen bir davranış biçimi gibi görünse de özsel olarak takdir edilmenin ve etmenin toplumsal rolü de vardır. Takdir edilen ve eden insanların çoğaldığı toplumlarda bireylerin birbirlerine olan saygısı da artar. Bu, aynı zamanda empati yeteneği gelişmiş bir toplum modelinin inşa edilmesi açısından da önemlidir. Samimi Bir Takdir Bireylere Nasıl Hissettirir? Takdir etmek, yaşamın birçok alanında son derece önemli bir yere sahip olan davranıştır. Gelişim çağlarından itibaren çocuklar, merak dürtüleri ile hareket ederek çevreyi tanımlamaya çalışır. Bu tanımlama sürecinde ise hemen her eyleminin ardından onaylanma gereksinimi hisseder. Çocuklarda gözlemlenen bu gereksinim, onaylanmanın insanın doğal bir eğilimi olduğuna işaret eder. Dolayısıyla çocukluk döneminden itibaren takdir edilmek, çocukların psikolojik gelişiminde son derece önemli bir rol oynar. Bu durum çocukluk döneminin ardından kişinin bireye dönüştüğü yetişkinlik evresinde de aynı şekilde geçerlidir. Gündelik yaşamın her alanında çalışanlar ve hatta yönetici pozisyonunda bulunan kişiler dahi takdir edilmek ister. Özellikle iş yaşamı söz konusu olduğunda, günümüzde dünya genelinde en çok yapılan tartışmalardan biri çalışanların takdir edilmesine yönelik yetersizlikler ve eksikliklerdir. Başarıyı takdir etmek, iş hayatında motivasyonu artırır. Kişinin kendine çok daha fazla güvenmesini sağlayarak, ilgilendiği alanda daha başarılı sonuçlar elde etmesini destekler. Bununla birlikte iş yaşamında takdir edilmek, her zaman aynı ölçüde samimiyet içermez. Dolayısıyla takdir etmek kadar önemli olan bir başka konu da samimi bir şekilde takdir edilmektir. Samimi bir takdir ile bireylerin gündelik yaşamlarına, mutluluklarına, ruh hallerine, güvenlerine ve aidiyetlerine hitap etmek mümkündür. İçten Takdir Edilmeyen Bireyler Nasıl Hisseder? Takdir etmek, iki taraf arasında gerçekleşen, yani karşılıklı bir eylemdir. Bu bağlamda takdir eden kadar takdir edilen de bu durumun bir parçasıdır. Takdir edilmeme hali ise bireyler üzerinde ciddi ve yıkıcı etkiler oluşturabilecek tutumdur. Hemen her insan hak ettiğini düşündüğü ölçüde takdir edilmek ister. Takdir edilememe durumu, sosyal yaşam içerisinde oldukça kaygı uyandırıcı sonuçlara neden olabilir. Aynı şey takdir edilirken samimiyetin göz ardı edilmesi sonucunda da ortaya çıkar. İçten takdir edilmeyen bireyler, değersiz ve kendini görmezden gelinmiş gibi hissedebilir. Aynı zamanda bu kişiler, motivasyonlarını da kaybedebilir. Özellikle kurumlar içerisinde ya da iş hayatında içten bir tavırla takdir edilmemek, kişinin bağlılık ve sadakati üzerinde de olumsuz bir etki gösterir. Olumsuz duygu durumları ve düşünce kalıplarının oluşmasına neden olur. Bu ise insani ilişkilerin bozulması ve kişilerin kendilerini ifade etmede güçlüklerle karşılaşması ile sonuçlanabilir. Takdir Etmenin Bireyler Üzerindeki Etkileri Takdir; çabaların, başarının, eylemlerin, özverinin fark edilerek onaylanması anlamına gelir. Bu davranış, kişinin karşısındakine verdiği değeri ifade etmenin güzel bir yoludur. Takdir etmek, her zaman sözlerle yapılmaz. Bazı durumlarda eylemler, davranışlar, jest ya da mimikler dahi kişinin takdir edildiğini hissetmesini sağlayabilir. Takdir, bireyin ruh hali ve davranışları üzerinde tahmin edildiğinden daha büyük bir etkiye sahiptir. Tam da bu yüzden takdir etmenin önemi, sadece bireyler nezdinde değil, toplumun geneli açısından da doğru şekilde anlaşılmalıdır. Takdir etmenin bireyler üzerindeki etkileri genel olarak şu şekilde sıralanabilir: * Motivasyonu ve özgüveni artırır. * Kişinin mutlu olmasını sağlar. * Empati yeteneğini güçlendirir. * Yaratıcılığı ve özgüveni güçlendirir. * Kişinin değerli hissetmesini destekler. * Bağlılığı ve sadakati artırır. Tüm bunların yanı sıra takdir etmek, kişiler arasında iletişimi güçlendirme açısından da önem arz eder. İnsanlar arasındaki ilişkileri güçlendirir ve pozitif bir ortamın oluşmasını destekler. Eğitim Sisteminde Takdirin Önemi Takdir etmek, gündelik yaşamın bir parçası olduğu gibi aynı zamanda eğitim ve öğrenim sürecinde de oldukça önemli bir yere sahiptir. Tam da bu yüzden eğitim sistemi içerisinde takdire fazlasıyla yer verilir. Takdir edilmeyi talep etmek ve otorite tarafından onaylanmak, insani bir eğilimdir. Çocukluk döneminde ve öğrenim sürecinin devam ettiği eğitim kurumları içerisinde ise bu eğilim, çok daha güçlü şekilde hissedilir. Eğitim sisteminde takdir, her şeyden önce öğrenme ortamının iyileşmesi açısından kıymetlidir. Özellikle çocukluk döneminde öğrenme ortamının takdir edici olması, öğrenme sürecinin daha keyifli ve eğlence bir hal almasını sağlar. Bu durum ise öğrencilerin başarısını doğrudan etkiler. Performansı artırır. Olumlu davranışları teşvik etme konusunda öğreticidir. Bu yüzden takdir etmek, eğitim sisteminin en önemli parçalarından biridir. İş Hayatında Takdir Edilmek Takdir etmek, yaşamın her alanında olduğu gibi iş dünyasında da oldukça önemli bir yere sahiptir. Yönetim kademesinde bulunanlar açısından en çok dikkat edilmesi gereken davranışlardan biri de bu kapsamda takdirdir. İş hayatında takdir edilmek, çalışanların motivasyonunu artırır ve adalet duygularını güçlendirir. Kişilerin yaratıcılıklarını ön plana çıkarmalarında önemli bir rol oynar. Çalışanların yeni fikirler üretmesini ve yaratıcı çözümler bulmasını teşvik eder. Bununla birlikte her bir çalışan kendini değerli ve desteklenmiş hissederek iş yapma sürecinde daha huzurlu ve mutlu olur. Takdirin Toplumsal Etkileri: Daha Pozitif Bir Dünya Mümkün mü? Takdir etmek, sadece bireysel eylemler ve bireylerin birbirleri arasında kurduğu iletişimi kapsayan bir etki göstermez. Aynı zamanda toplumun refahı, gelişmişlik seviyesi, toplumsal birliktelik, aidiyet duygusu ve saygınlık açısından da önemli bir eylemdir. Birbirini takdir etmeyi alışkanlık haline getiren bireylerden oluşan bir toplum, çok daha mutlu ve özgüvenlidir. Aynı zamanda takdir etmek ve edilmek, dünyanın daha pozitif bir hal almasında da rol oynar. Takdir edilenler kadar takdir edenler de pozitif duygularla bezenir. YGA, tüm sosyal sorumluluk projelerinde çift kanatlı gençler yetiştirmeye odaklanan bir kuruluştur. Çift kanatlı olmanın önemli bir özelliği ise vicdanlı olmaktan geçer. YGA’nın programlarıyla yetişen çocuklar, vicdanları ile hareket eder ve toplumun pozitif bir yapı elde etmesinde rol oynar. Bu pozitiflik hali, birçok eylemle pekiştirilir. Takdir etmek de bu kapsamda var olan eylemlerden sadece biridir. Takdir edilmek ve etmek, toplumun genel refahını artırarak toplumda empati duygusunun ve yardımseverliğin artmasını sağlar.
Hatay Samandağ’dan Bana Kalanlar…

YGA’daki gönüllülük sürecimde Türkiye’nin dezavantajlı bölgelerinde vicdanlı bilim atölyeleri gerçekleştireceğimi bilsem de heyecanlanmamak elimde değildi. Nelerle karşılaşacağımı, nasıl bir deneyim olacağını bilmiyordum. Ekip arkadaşlarımla Hatay’ı ziyaret edeceğimizi ve Samandağ’da bilim atölyesi gerçekleştireceğimizi öğrenince bu heyecanım daha da arttı. Şimdi geriye dönüp bakınca bunun yaşadığım en unutulmaz deneyimlerden biri olduğunu daha iyi anlıyorum. 48 saat içerisinde bu kadar çok krizle yüzleştiğim ama hiçbirinin kriz olduğunu bile hissetmediğim, her an ekibin desteğinden güç aldığım 2 gündü. Hâlâ öğrendiklerimi kendime anımsattığımı ve birçok değerli anıya ortak olduğumu fark ediyorum. Bu deneyimi yaşama fırsatım olduğu için çok minnettarım. Yaşadıklarımı sizlerle de paylaşmak adına bu yazıyı yazmak istedim. Samandağ’da ekip olarak başımızdan geçenleri kısaca özetlemek gerekirse şunu söyleyebilirim: İlk gün yağmur nedeniyle katılımın az olduğu, toplam 7 çocukla yapılan bir atölyeden; ikinci gün Bilim Sahaları Koordinatörümüz Recep Abi’nin bir anda “42 çocuk var, daha fazla sandalye dizelim.” diyerek konteynıra girdiği bir atölyeye dönüşen bir saha deneyimiydi. Bu yazımda da seyirlerden, MTTR kavramından, esneklikten, ekip olmaktan, sahada herkesin bilmesi gerektiğine inandığım öğretilerden, sahanın bana etkilerinden ve en kıymetlisi benim çocuklarda gördüklerimden bahsetmek istiyorum. Bundan bir hafta önce YGA’dan bağımsız farklı bir sahada görevliydim. O sahada da aslında şunu fark ettim: Her saha benzersiz ama bir o kadar da birbirine benzeyen deneyimleri barındırıyor. Sorunlar farklılık gösterse de çözümler genellikle hayatımın bir döneminde öğrendiklerimle ilişkili oluyor. Bu noktada ise devreye seyir yapmış olmak giriyor bence. YGA’da yaptığımız seyirlerde yaşadığımız deneyimleri, kendimize aldığımız öğretileri ve iç görüleri birbirimizle paylaşıp ekipçe gelişimimizi kolaylaştırmaya çalışıyoruz. Biz ne zamanki saha sonrası seyir yaparak öğretileri “yaşanılanlar” kategorisinden “öğrenilenler” kategorisine taşıyoruz, o zaman kriz anında ihtiyaç duyduğumuz bilgiyi anımsamamız çok daha kolay oluyor. Yaşadıklarımızın adını koymak, onlara anlam katıyor. Öğrendiklerimi ise çoğu zaman yalnızca sahada değil, günlük hayatta yaşadığım ufak olaylarda dahi kullanabiliyorum. Bu noktada “MTTR” benim için üzerine en çok düşündüğüm kavramlardan biri haline geldi. MTTR yani Mean Time To Repair, bir arızanın tespit edilmesinden itibaren beklenen ortalama onarım süresini ifade ediyor. Bir fabrikanın sağlıklı işlemesi için bu zamanın çok kısa olması gerekir. Benzer şekilde bir insanın da yüksek performansta çalışması, kendiyle ilgili bu onarımı ne kadar hızlı yapabildiğine bağlı. Kişi kendisiyle ilgili yanlış giden şeyi fark edip onu düzeltmek için aksiyon alamıyorsa, yani çabuk toparlanamıyorsa MTTR’si yüksek anlamına geliyor. Yaşadığım sorundan ziyade sorunu çözme sürecinin ve nasıl çözeceğim karmaşasının beni strese sürüklediğini ve verimimi düşürdüğünü fark ettim. Bu süreci MTTR kavramıyla ilişkilendirip süreyi kısaltmaya yönelik uygulamalar hayata geçirdiğimde ise stresimi çok daha kolay yönettiğimi hatta kısa sürede atlattığımı fark ettim. Çünkü sorunun kendisinden önce, onu çözmeme engel olan faktörleri hızlı şekilde belirleyip ortadan kaldırıyorum. Böylelikle sorunu çözmek için çok daha fazla zamanım ve çok daha diri bir zihnim oluyor. Bu yaklaşım yalnızca sahalardaki deneyimimi değil, doğrudan günlük hayatımı da dönüştürdü. Samandağ sahasında ikinci günün ilk oturumunu Recep Abi ile yapmıştık. Koskoca bir oturum boyunca konuşamadım. Recep Abi benim moderatörlüğü daha aktif yapabilmem için ne kadar çabalasa da o esnada çocukların durumu, Recep Abi’nin bilim kitini anlatmak için seçtiği yöntem gibi çeşitli faktörler sebebiyle elimden yalnızca Recep Abi’yi izlemek ve her yaptığını aklıma kazımak geldi. Ne var ki bu durum oturum sonrasında beni çok üzdü ve “Yapamadım, beceremiyorum.” algısına kapıldım. Bu beni gerçekten üzdü, gözlerim yaşardı. Ben de hızlıca ekiple paylaşma yoluna başvurdum. “YGA ekiptir” lafını duymuştum ama ilk defa o gün İnci olarak buna tanıklık ettim. Biz “birlikte başaran” olmakla aynı zamanda birbiriyle paylaşan, yardımlaşan; birbirine destek olup ortaklık eden bir ekip oluyoruz. Ben de istediğim gibi bir moderatörlük yapamadığımı paylaştığımda tüm gönüllüler adına çok önemli olduğuna inandığım bir öğreti üzerine konuştuk: “Rol modeller olmak, yalnızca bilgiyi karşı tarafa aktarmaktan ibaret değil; iyi birer dinleyici olarak bile çocuklara rol modellik ediyoruz. Söylediklerimizin ötesinde oradaki varlığımız ve tavırlarımız çocuklara ulaşıyor”. Bu nedenle aslında çocukların bizden ne aldıkları konusunda niyet okumak çok yanlış. İyi bir rol model olmakta asıl önemli olan, paylaştığın şeyler kadar bunları nasıl bir ruh haliyle, nasıl bir tavırla paylaştığın. Bunun üzerine ben kendimi sakinleştirmeye başlamışken içeri Recep Abi girdi ve 42 çocukla atölye yapacağımız haberini verdi. Hepimizin gözleri kapıya çevrildi ve hızla sandalye toparlamaya başladık. Hiçbirimiz daha önce böyle bir deneyim yaşamamış olsak da sanki yedişer kişilik 6 grupla atölye yapmanın ne olduğunu biliyormuşçasına organize olmaya başladık. Bu da YGA ekibinin birlikte nasıl çalışabildiğini bana tekrardan gösterdi. Gruplar kalabalıklaşmaya başladı ve ben 7 kişilik bir grubu tek başıma modere edeceğimi öğrendim. Üstelik ilk defa çocuklarla tanışma seansını önden yapmamıştık ve grupla bir tanışma oyunu oynamamız gerekliydi. Ben 15 dakika önce “Yapamıyorum.” diye resmen ağlıyordum, şimdi 7 çocukla nasıl yapacağım? Bir de tek başımayım! O an elim ayağıma dolandı desem az kalır. İşte böylelikle seyirde üzerine konuştuğumuz çok önemli başka bir öğretiye geldi konu: Esneklik. 15 dakika önce ağlayan İnci’den, kendisinden beklediğinden çok çok daha iyi geçmiş bir atölyeyi modere eden İnci’ye… O an aslında saha içinde yaşadığımız bir krizden öte benim kendi içimde yaşadığım bir krizi çözmem gerekiyordu ve elbette tüm oklar MTTR’yi işaret etti. Çocuklarla olduğum ilk dakikalar tanışma oyununu oynamayı bile doğru dürüst beceremedim. Oyunu yönetemedim, stresten takip bile edemedim. Böylelikle aslında ilk kez verimimi artırmak için değil, başka bir şansım olmadığı için MTTR’mi kısaltmak zorundaydım. O esnada bunu kısaltmak için anlık geliştirdiğim yöntemleri ise şimdilerde hayatımın her alanında kullanıyorum. Saha gerçekten karar alma mekanizmamızda müthiş bir değişim yaratıyor. Burada vurgulamak istediğim bir diğer nokta da şu: Sahada ekipten yardım almak bence her anlamda çok önemli. Duygusallaştığımda veya moderatörlüğüm aksadığında ekip olmasa kesinlikle çok daha zor toparlanırdım. Ben moderasyonu yaparken Recep Abi’nin zorlandığımı görüp bir dakikalığına bile olsa gelip çocuklara bir şeyler söylemesi içinde bulunduğumuz ana dönmeme ve büyük resmi görmeme çokça katkı sağlıyordu. YGA ekiptir, saha kesinlikle ekip işidir. Öngördüğümden bambaşka bir durumla karşılaşsam dâhi ağlıyor olduğum bir hâlden; kendi kendini döndüren, sürekli sorular soran ve birbirlerinin sorularını cevaplamak için tartışan, buldukları sonuçları akıllı arabalarına entegre ederek keşfeden bir ekip çıkarmak da mümkünmüş. Ben o an planımı genişletip, mantıklı anlık kararlar vererek, yeri geldiğinde Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın da bahsettiği gibi “pilot uygulamalar” yaparak esnekliği kendime göstermiş oldum. Evrenin akışını değiştiremiyoruz ancak sayısız ihtimalden birine uyum sağlayabiliyoruz. Ekip olarak
Üniversite Döneminde Neden Gönüllü Olmalısınız?

Gönüllü olmak, bireysel ve toplumsal gelişimin en önemli parçasıdır. Son derece basit gibi görünen bu eylem, sadece toplumsal gelişim üzerinde etkili değildir. Aynı zamanda dünyadaki sorunların gelecek nesiller tarafından bir farkındalık olarak sahiplenilmesinde de önemli bir yeri vardır. YGA topluluğu, dünyadaki köklü sorunlarına köklü çözüm getirmek için aktif rol almak isteyen gençleri, bu konudaki temel yetkinliklerle ve kazanımlarla donatır. Global Impact University Programı, bu kapsamda geliştirilen ve üniversitede gönüllü olmak için öğrencilerin sahip olması gereken donanımları sağlayan bir gönüllülük faaliyetidir. Gönüllü Olmak Neden Önemlidir? Gönüllü olmak, toplumsal gelişimin ve dünyadaki sorunların farkındalığı açısından önemlidir. Bununla birlikte gönüllülük faaliyetleri, sadece toplumsal faydanın artırılmasını içermez. Ayrıca birey üzerinde de önemli etkiler gösterir. Mutluluk, sosyal sorumluluk, yaşam doyumu, farkındalık bilinci ve kişisel gelişim bakımından birey üzerinde bir dizi kazanımı beraberinde getirir. Dolayısıyla gönüllük faaliyetleri, kişinin çocukluk yaşlarından yetişkinliğe kadar uzanan yaşamı boyunca birçok açıdan gelişmesini sağlar. YGA programları da bu kapsamda hazırlanmış ve çift kanatlı gençler yetiştirmeye odaklanan programlardır. Eğitim süreci boyunca öğrencilerin donanımlı ve vicdanlı olmalarını sağlamaya yönelik hazırlanan programlardan biri de Global Impact University Programı’dır. Global Impact University Programı, dünyadaki köklü sorunların farkında olan ve sahip olduğu donanımlarla bu sorunları çözmeye hedefleyen gençlere yöneliktir. İnsanlığa faydalı ilkelere imza atmak isteyen gençlerin bir araya geldiği bu program, üniversitede gönüllü olmak isteyen öğrenciler için geliştirilmiştir. Üniversitede gönüllülük faaliyetleri, birçok açıdan bireyin gelişimi üzerinde etki gösterir. Bunlardan ilki dünya sorunlarının farkına varmak ve bu sorunlar karşısında çözüm elde etmek adına yeterli donanım düzeyine ulaşmaktır. Bu kapsamda geliştirilen sosyal sorumluluk projeleri, sadece ilgili alanda yapılan çalışmalar sonucunda elde edilecek faydaları içermez. YGA’nın Global Impact University Programı, YGA topluluğun bir parçası olarak bu topluluktan maksimum düzeyde verim elde etmeyi vadeder. Bu program, imkanları kısıtlı olmasına karşın hayalleri sınırsız çocukları bilimle buluştururken, öğrencilerin gelecekte seçecekleri kariyer yolları için de önemli mentorluk ve gelişim imkanları sağlar. Gönüllü Faaliyetlere Katılmanın Faydaları Nelerdir? Gönüllü faaliyetler, bireysel ve toplumsal düzemde birçok faydayı beraberinde getirir. Gönüllülük bağı, zihinsel ve ruhsal iyilik hali, özgüven, sorunlarla başa çıkma yetkinliği, sosyal çevre kazanımı açısından bireyin gelişimin katkı sağlar. Toplumsal anlamda ise eksikliklerin giderilmesi ve toplumun gelişiminde rol oynar. Özellikle üniversitede gönüllü olmak, yaşamın yeni kazanımlarla dolu bu döneminde pek çok faydayı derinlikli olarak elde etme fırsatı sağlar. Genel olarak gönüllü faaliyetlere katılmanın faydaları şu şekildedir: * Bedensel, ruhsal ve zihinsel iyilik kazandırır. * Gönüllülük bağı oluşturur. * Sosyal çevreyi geliştirir. * Kişiye farkındalık kazandırır. * Kişisel gelişimi olumlu yönde etkiler. * Sorunlarla başa çıkma kabiliyetini artırır. YGA ise gönüllülük faaliyetlerinin bu önemli faydalarının yanı sıra düzenlediği programlara katılan gönüllüleri YGA Hayal Ortağı topluluğu ile buluşturur. YGA Hayal Ortakları topluluğu; bilim insanlarından sanatçılara, akademisyenlerden üst düzey yöneticilere kadar oldukça geniş ve nitelikli bir kitleden oluşur. Üniversitede Gönüllülük Faaliyetlerine Nasıl Katılabilirsiniz? Üniversitede gönüllü olmak, bireysel olarak kendimizi geliştirmenin ve topluma katkı sağlamanın kıymetli bir yoludur. Gençlik çağlarının başladığı ve artık yetişkin bir bireye dönüştüğümüz bu dönem, sadece eğitim ve öğrenim fırsatlarıyla dolu değildir. Yeni bilgi ve becerilerin kazanmanın yanı sıra üniversite süreci, maddi ya da manevi herhangi bir karşılık beklemeksizin toplum yararına yapılan gönüllük çalışmaları için de ideal bir dönemdir. Üniversitede gönüllü olmak için tercih edilebilecek birçok farklı yarım kuruluşu ve gönüllülük esasına göre faaliyet gösteren kurum ya da dernek vardır. Bununla birlikte gönüllüğün topluma ve kısıtlı erişimi olanlara yönelik etkisi kadar bireysel gelişim üzerinde sağladığı katkı da üniversite sürecinde gönüllü faaliyetlerle katılırken değerlendirilmelidir. YGA, Global Impact University Programı ile dünyadaki sorunların farkına varırken aynı zamanda kendimizi de eşit ölçüde geliştirme fırsatı sunar. Üç aşamadan oluşan bu programda, belli başlı kriterleri yerine getiren gönüllülerin bir sonraki aşamaya geçmesi sağlanır. Gönüllülük İçin Üniversite Dışında Fırsatlar Üniversitede gönüllü olmak, bireysel gelişimi güçlendirirken yeni fırsatların da kapılarını aralar. Daha iyi sosyal ilişkiler kurmayı mümkün hale getirir. Bununla birlikte gönüllülük faaliyetleri, sadece üniversite yaşamı ile sınırlı değildir. Global Impact University Programı, gönüllüleri YGA topluluğu ve YGA tarafından hazırlanan fırsatlarla buluşturur. YGA Alumni Topluluğu, tam olarak bu hedef kapsamında geliştirilmiş bir projedir. YGA mezunlarının ve YGA çatısı altında gönüllülük faaliyetlerinde bulunanların bir arada bulunduğu bir mecradır. Bu mecra, YGA topluluğuna mensup olanların, YGA tarafından geliştirilen yeni proje ve programları yakından takip ederek dahil olmalarını sağlar. Böylelikle YGA topluluğunun fertleri, en güncel projelerden, gelişmelerden haberdar olabilir. YGA Gönüllüsü Olmak YGA gönüllüsü olmak, donanımlı ve vicdanlı olarak imkanları kısıtlı olan kesimlere destek olmayı gerektirir. YGA gönüllüleri, eğitime erişimi olmayan çocukları teknoloji ve bilimle buluşturur. Dezavantajlı gruplara çeşitli konularda destek olmak amacıyla farklı projelerde yer alır. YGA topluluğunun bir parçası olur ve topluma ya da dünyadaki güncel sorunlara katkıda bulunarak kişisel gelişimini güçlendirir. Eğitim, sosyal yardım, çevre, sağlık, bilim ve kültür-sanat gibi projelerde yer alan YGA gönüllüleri, sadece başkalarına yardım etmez. Aynı zamanda kendilerini de geliştirir ve toplumsal yapıya katkı sağlar.
